DİN KÜLTÜRÜ

2013 yılı itibari ile Ygs’de sorumlu tutulmaya başladığınız din kültürü dersinden toplam 5 soru sorulmaktadır. Bu soruları çözecek olanlar, ortaöğretimde din kültürü dersini zorunlu olarak almış öğrencilerdir. Eğer din kültürü dersini görmedi ya da muaf tutulduysanız, sizler için 36. Soru ile başlamakta olan 5 adet daha soru bulunmaktadır. Bu 5 adet soru felsefe dersinden olup, cevap anahtarında 36. Sorudan itibaren kodlamanız gerekmektedir. Din kültürü dersi henüz kısa zaman önce sınav konuları arasında yer almaya başladığından dolayı, birçok öğrenci ne yapacağını bilmemektedir. Sınava az zaman kala ne yapacağınızı bilmez bir halde kalmamak için şimdiden ygs din kültürü dersi nedir? Hangi konulardan sorumlusunuz ve ygs din kültürü dersine nasıl çalışılır öğrenmelisiniz.

YORUMLAMA YETENEĞİ KAZANMAK İÇİN KİTAP OKUYUN

Ygs din kültürü dersinin içeriği, çeşitli dinler ve kültürlerdir. Her din ile ilgili soru gelse de bu sorular genellikle paragraf soruları olmaktadır. Paragraflarda size bilgiler verilmektedir. İstenen ise; bu bilgileri doğru olarak yorumlayabilmeniz ve bu doğrultuda doğru cevabı bulabilmenizdir. Bunun için; diğer sözel derslerde olduğu gibi yorumlama yeteneğine sahip olmanız büyük önem arz etmektedir.

Sınav senesine kadar yeterince kitap okumuş bir öğrenci, din kültürü dersine çalışmalı mıyım diye düşünmeden tüm soruları rahatlıkla cevaplayabilir.

Şimdiye kadar hayatınızda kitapların yeri olmadıysa; sınav senesine yönelik bazı çalışmalar yapmanız gerekecektir. Başarıya ulaşmanız zor olmayacak olsa da ygs din kültürü dersine nasıl çalışılır bilmeniz gerekmektedir.

ÖZET KİTAPLARDAN KONU ÇALIŞIN

Ygs din kültürü dersine çalışmak için; piyasada bulunan konu özetli kaynaklardan yararlanmanız mümkündür. Bu konu özetli kitaplarda, din kültürüne ait tüm kavramları bulabilmeniz mümkündür. Bu kavramları bilmeniz size sınavda büyük kolaylık sağlayacaktır. Bu neden ile konu özetli kitaptan konuyu okurken kavramları küçük renkli kâğıtlara yazarak, çalışma masanıza ya da duvara yapıştırmanız faydalı olacaktır. Bu kavramlara zaman zaman göz atmanız, deneme sınavlarında ve Ygs’de başarıya giden yolda ilerlemenize yardımcı olacaktır. Bunun haricindeki konular için ise; konu özetli kitabınızı 1 ya da 2 kere okumanız yeterli olacaktır.

SORULARLA VAKİT KAYBETMEYİN

Ygs din kültürü konularını okuduysanız ve aklınıza takılan herhangi bir konu yok ise; bu ders ile ilgili soru bankası çözerek zaman kaybetmeniz tavsiye edilmemektedir. Bunun yerine, sosyal bilimler dersine ait bölüm denemeleri çözebilir ve bu denemelerde çıkan din kültürü sorularının nasıl olduklarını görebilirsiniz. Böylelikle hem sınavda karşınıza çıkacak soru tarzları hakkında fikir sahibi olursunuz hem de yanlış yaptığınız soruların nedenleri üzerinde durabilirsiniz. Genellikle yanlış yapılan sorular, yorumlama hatalarından kaynaklanmaktadır. Neyi farklı düşündüğünüzü gördüğünüzde ise; tekrar aynı tarz sorular ile karşılaştığınızda kolaylıkla cevap verebileceksiniz. Yapmış olduğunuz hatalar bilgi eksikliğinden kaynaklanmakta ise; sorudaki bilgiyi renkli bir kâğıda yapıştırarak, kavram tanımlarınız bulunmakta olduğu yere asabilirsiniz.

TARİH

Tarih Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Sevgili Arkadaşlar,

Tarih, geçmişte yaşanmış olayları, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde inceleyerek, bugüne ışık tutan bir bilim dalıdır. Tarih Dersi’nin asıl amacı, bugünü düne bağlamak, geçmişle günümüzü irtibatlandırmak ve böylece günümüz olaylarını geçmiş olayların ışığı altında yeniden yorumlamaktır. Bu niteliği ve işlevi ile Tarih, geçmişteki önemli olayları o günün koşulları içerisinde değerlendirir, bununla birlikte yaptığı çıkarımlarla güncel olayları inceleyen diğer bilim dallarına da yol gösterir.

Ancak şu var ki; bu dersin içeriğindeki konular deney ve gözlemden uzak olduğu için, daha çok bulgu ve belgelere dayanılarak araştırmalar yapmak, yorumlamalarda bulunmak ve olayları kronolojik olarak ele alarak, daha çok neden–sonuç ilişkilerine odaklanmak söz konusudur. Dolaysıyla bu içerik ile karakterize olan Tarih Dersi’nin sorularını da tipolojik (şekil ve kalıp) ve tematik (içerik, muhtevâ) olarak aşağıdaki özgünlükleri taşır:

Tarih Dersine Ait Soruların Özellikleri

Cevapları, çoğu kez paragraf sorularının cevabı gibi, paragrafta bulunan sorulardır.

Bununla birlikte Tarih dersi soruları, bir takım “ön–bilgiler” verilerek, akãbinde bizlerden yorum istenen sorulardır. Bu sorularda; paragrafla, ön bilgiyle veyâ soruca verilen şablonik çerçeve ile birlikte seçenekler arasında bağlantı kurulması beklenir. Bu anlamda, bu sorularla yorum gücümüzün test edilmesi amaçlanarak, her zaman için sorular belirgin bir kavramsal zemin üzerine binâ edilerek yapılandırılır.

Sorular içerisinde bazı kavramlar oldukça önemlidir ve bu kavramlar, sorunun püf noktası da olabilir. Örneğin, “Kaptülasyon”, “Meşrutiyet”, “Kavimler Göçü” vb., kavramlar bilinmeden soruları tam anlamıyla anlamak çok mümkün görünmemektedir. Bu nedenle Tarih dersinin özgün kavramlarını çok iyi bilmek gerekmektedir. Çünkü sorular salt olarak sadece herhangi bir kavramla ilgili olan sorular da olabilir.

Aynı şekilde bu sorular, öncül bilgiler içeren ve birbirine çok yakın olan çeldirici seçeneklerin yer aldığı sorulardır. Bu nedenle bu sorular, çoğukez kavramların ve verilen öncül bilgilerin çok iyi anlaşılabilmesine bağlıdır. Bu nedenle bu tip sorular, öğrencinin özellikle bilgiyi analiz etme gücünü, akıl yürütmesini, yorumlayabilme kãbiliyetini ve dikkatli okuyarak sorunun kökündeki istenilen bilgiye varabilme ya da çıkarım yapabilme gücünü ölçen sorulardır.

Diğer taraftan son yapılan ÖSYS değişiklikleri dikkat alındığında, özellikle YGS’de daha çok yorum sorularının ağırlıkta olduğu dikkatleri çekmekte, LYS sınavlarındaki Tarih testinde ise daha çok bilgiye dayalı sorular beklenmektedir.

Bu bakımından denilebilir ki, bilgi soruları, öğrencinin sahip olması gereken bilgilerin hazır oluşluğunu ölçmeyi amaçlayan sorulardır. Ancak bu soruları sadece —salt olarak— bilgiyi test eden sorular olarak görmemeli, aynı zamanda dikkati ölçen sorular olarak da kabul etmek gerekmektedir.

Öğrenciler, bilgi ağırlıklı bu sorularda; sorunun, konuyu ele alışı bakımından dikkatlerini zinde tutarak doğru cevabını bulmaya yönelmelidirler. Bu konuda en büyük handikap öğrencinin kendi bilgi ve dağarına göre cevap verme alışkanlığıdır. Özellikle bu konuya çok dikkat edilmelidir. Tarih soruları, genel kural olarak kafamıza, birikimimize ve dağarımıza göre cevaplayacağımız sorular değillerdir.

Kuralımız bu anlamda basittir: Tarih soruları, soruda verilen bilgilere, öncüllere ve çerçeveye göre cevap verilmesi gereken sorulardır. Eğer soruda veyâ soru kökünde bilgi, öncül veyâ bir çerçeve verilmemişse o zaman kendi birikiminize ve dağarınıza göre soruyu cevaplandırabilirsiniz. Ancak bu konuda da sizi bağlayan sınırlılıklar mevcuttur. Bilgi ve birikiminizin cevabı çoğu zaman şıklar arasında bulamayabilirsiniz. Bu noktada da bilgi ve birikiminize göre şıklar arasından soruya cevap olabilecek en yakın ve uygun seçeneği seçerek doğru cevabı bulmanız gerekmektedir.

Size garip gelebilir ama, gerçek şu ki Tarih dersi sorularını çözmek bulmaca çözmek gibi riskli ve heyecanlıdır. Ne kadar soru çözerseniz, bu bulmacanın veyâ yanıltmacanın mantığını çok daha nitelikli bir şekilde kavrar ve bu konuda giderek daha da ustalaşabilirsiniz.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken başka bir husûs daha vardır: ‘O da soruyu yazan metin yazarı veyâ bilim uzmanı ile empati kurabilmektir.’ Tarih sorusu yazanların, soruyu yazmadan veyâ yazarken somut bir amaçları vardır. Örneğin sayısal derslerde öylesine rakamları kullanarak işlem mantığını ihlal etmeden soru yazmak mümkünken, Tarih sorularında ise durum çok farklıdır. Cevap, soru yazılmaya başlamadan bellidir ve yazarın aklındadır. Soru yazarı, o cevaba karşılık gelebilecek olan bir soru hazırlamaya çalışır. Bu nedenle metin/soru yazarı, o cevaba teğet geçen kavramlar kullanır. Aklındaki o cevabı mutlâka şıklarda imâ eder. Amacı, o cevapla direkt ya da endirekt kavramları bir arada kullanarak öğrencinin cevaba en yakın olan şıkkı bulmasını sağlamak ya da sınamaktır.

Bu anlamda, Tarih sorularını çözerken sorunun yazarıyla empati kurarak ve adetâ zekâlarınızı yarıştırarak metin yazarının kafasındaki doğru cevabı yakalamaya çalışın. Unutmayınız ki, Tarih sorularının cevaplarını 2 şıkka indirmek bilgi ve düzenli çalışmakla kazanılacak bir kazanım iken, o iki şıktan doğrusunu bulup seçmek, ya da 2 şıkkı tek şıkka indirmek ise yukarıda ifade etmeye çalıştığım, tecrübe, empati ve strateji ile başarılabilecek bir kazanımdır / yetenektir.

Özetlemek gerekirse, Tarih sorularını çözerken uymamız gereken kurallar şunlar:

Eğer soruda bilgiler, öncüller ve argümanlar, çerçeveler verilmişse; soruyu Kafamıza ve kendi bilgi dağarımıza gore değil de, soruda verilen bilgilere parallel olarak çözmemiz gerekmektedir.

Eğer soruda bilgi, öncül, çerçeve ya da argümanlar verilmemişse; soruyu şıklarına göre çözmeli, ya da şıklardan hangisi sorunun soruluş amacına uygun veyâ yanaşık duruyorsa o şıkta karar kılmalıdır.

Sorunun şıkları ile sorunun kavram ve çağrışım uzayını ve birbirine yakın duran kavramlarını dikkatlice etüt etmeli, şıklar arasından hangisinin soruyla benzer bir kavram ve çağrışım uzayına sâhip olduğunu tespit ederek karar verme yoluna gitmelidir.

Bu anlamda, metin yazarı ile zekâlarınızı yarıştırıyormuşçasına, sorunun kavramsal uzayıyla empati kurmak veyâ soru yazarının örtülü amacını hissetmeye çalışmak ve böylece de sorunun/yazarın nasıl tuzaklamalar yapabileceğini önceden kestirmeye çalışmak gerekmektedir.

Pekâlâ, Târih Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Öncelikle öğrenciler, bütün sözel derslerde olduğu gibi Tarih dersine de, derste işlenecek konuları dersten önce okuyup, bir ön–hazırlık yaparak gelmelidirler.

Ders esnâsında öğrenci öğretmeniyle göz temasını kaçırmadan, öğretmenin ses ve mimikleriyle kulak ve beyin koordinasyonunu sağlayarak aktif bir şekilde öğretmenini dinlemeli ve yer yer derse katılmalıdır.

Öğretmenin dersi işlemesi esnâsında kullanmış olduğu konunun kavramları ve terimleri, öğretmenin vurgusu dikkate alınarak dikkatle not edilmeli, sebeb ve sonuç ilişkileri mantıksal ve entelektüel bir temele oturtulmalı ve en önemlisi de bütün bu birbirine yakın ve örtüşük olan pratik bilgiler; özetleyici notlar ya da önemli ip uçları olarak dikkatlice not edilerek özümsenmelidir.

Konu akışları devam ediyorken, tüm gelişimsel ve pedagojik aşamalar, ileride genel tekrarlar yapılabilecek şekilde mutlâkã özetlenmelidir.

Özellikle konular, “Konu Anlatımlı Kitap” üzerinden yüksek sesle veyâ tınılı kısık bir sesle tekrar edilmeli veya en azından düzenli olarak okunmalıdır.

Bireysel çalışmalarda ise, ders bittikten sonra işlenmiş konulara yönelik genel tekrarlar yapılmalı ve ilgili konu testleri de konu biter bitmez, yani bilgiler taze iken çözülmelidir.

Çözülemeyen sorular, mutlãkã Etüt Öğretmeni’ne veyâ Ders Öğretmeni’ne çözdürülmeli; en azından arkadaş çalışma gruplarında tartışılmalı ve böylece farklı bakış açıları yakalanmaya çalışılmalıdır.

İşte bu aşamadan sonra “Konu-Yaprak Testleri”ne geçilebilir. (Not: Çözülemeyen sorular, mutlâkã Etüt Öğretmeni’ne veyâ Ders Öğretmeni’ne çözdürülmeli; en azından arkadaş çalışma gruplarında tartışılmalı ve farklı bakış açıları yakalanmaya çalışılmalıdır.)

Konularla ilgili pekiştirici örnek sorular ise, genellikle Soru Bankası’ndaki sorulardır. Soru bankalarındaki sorular, konu ile ilgili kırılganlıkları toparlayacak olan ve biraz daha zor kabul edilebilecek olan testler olduğu için, bu testler de mutlâkã çözülmelidir. Böylece bu konuda yetkin bir bağışıklık ve yeterlilik kazanılmalı; en önemlisi de zor soru kalıplarıyla “Başa Çıkma Stratejileri” daha da zenginleştirilmelidir.

Demek ki; “Ders sırasında alınan notlar” + “Ders sırasında çözülen Konu Testleri” + Konu Anlatımlı Kitap ve kitaptaki Konu Testleri” +  İşlenen konu ile paralel geçmiş yıllarda çıkmış olan “ÖSS-ÖYS / OKS-SBS Soruları” + “Soru Bankası ve kitaptaki tüm testler” + “Eş zamanlı takip edilen bir Konu Anlatımlı Dergi” gibi kaynaklar, her konu için adım adım takip edildiğinde; Tarih dersi kesinlikle korkulu bir ders olmaktan çıkacaktır. Özetle, Tarih dersi çalışılıyorken tek bir kaynağa bağlı kalmadan, geniş bir kaynak yelpazesinden faydalanılmalıdır.

Ayrıca bütün bu çalışmalar boyunca, yukarıda maddeler hâlinde ifâde ettiğimiz gibi tüm sorular tahlîl edilerek etüt edilmelidir. Meselâ “Kongreler” konusuna âit konuları inceliyorsanız; hangi kongreden daha fazla soru geldiğine değil de, hangi mantıkla soru sorulduğuna dikkat etmeniz gerekmektedir. Bu anlamda önceki yıllarda çıkan sorular arasında ilişki kurarak; soruların, tipolojik, şematik ve temâtik olarak kavramsal uzayını yakalamaya çalışmak ve böylece de bu kazanımları kişisel tecrübe havuzunda biriktirmeniz gerekmektedir.

Dahası, sorularda değişiklik yaparak yeni sorular üretmeye çalışırsanız, ezbercilikten kaçınabilir ve bu işte ne kadar ustalaştığınızı siz de görebilirsiniz! Demek ki, öğretmenin yaptığı yorumların üzerine yeni yorumlar eklenmeye çalışılmalıdır ve YGS-LYS ve SBSsorularından yeni sorular üreterek zihninizdeki soru galerisini zenginleştirmelisiniz.

Bu konuda son olarak kişisel tecrübelerime dayanak şunu da belirtmek istiyorum: Çözmüş olduğunuz sorularda sadece–ve–sadece doğrulara odaklanmayın. Yanlışlara veyâ yanlışlarınıza da odaklanın. Neden yanlış yaptığınızı, sizi yanlış düşünmeye veyâ yanlış bir algı ve kavrama düzeyinde soruyu yanlış cevaplandırmaya iten bilgi ve deneyimlerinizi tespit edin. Her yanlışınızın hafızânızdaki kavramsal arşivine ulaşıp, belleğinizdeki o bilgiye dair gerekli güncellemeleri, revizyonu, restorasyonu, rehabilitasyonu ve de tamirâtı yaparak, o yanlışınızı böylece çok önemli bir kâra dönüştürün.

Unutmayın! Tarih dersinin her bir sorusunda, ya dört yanlışı ve bir doğruyu bulmanız; veyâhut ta tam tersi, dört doğruyu ve bir yanlışı bulmanız istenmektedir. Bu nedenle sadece “Doğru Bilgi Odaklı”  değil, “Yanlış Bilgi Odaklı” çalışmayı da bir beceri hâline getirmelisiniz. Unutmayın!. Yanlışlarınızı ve sizi yanlışa götüren dağarınızı fark ettiğiniz oranda, doğrularınızı da fark ederek ve de kendinizden emin olarak seçebilirsiniz.

Demek ki; Tarih dersine mutlâkã hazırlıklı gelinmeli; mümkünse evdeyken dersle ilgi ön–okumalar yapılmalı ve ders çok–ama–çok iyi ve zinde bir şekilde dinlenmelidir. Konularla ilgili diğer popüler, özgün çalışmalar veyâ başka kitaplar da okunmalıdır. Bu okuma etkinlikleri aslâ bir angarya veyâ zaman kaybı olarak görülmemelidir. Unutmayınız ki bu tür okumalar, hem Türkçe dersinize, hem okuma hızınıza ve kavrama tekniğinize, hem de entelektüel beceri ve kimliğinize çok ciddî katkılar sağlayacaktır.

FELSEFE

Felsefe Grubu Derslerine Nasıl Çalışmalıyız?

Felsefe, gerçeği bir bütün olarak her yönü ile araştırmaktadır. O evrenseldir, gerçeğin bütününü en son ve aslî temellerini araştırır. Felsefe, insan tecrübeleri üzerine kurulur. İnsanın, evrenin işleyişine ilişkin anlayamadığı, açıklayamadığı ve engel olamadığı durumlarda duyduğu hayret ve şaşkınlık, onu düşünmeye, zihinsel açıklamalar yapmaya, araştırmaya ve bilmeye zorlamaktadır. Öte yandan, deney yoluyla elde edilen bilgilerden bile şüphe duyulması; insanın, eleştirel düşünmeye yönelmesine zemin hazırlamaktadır.

Felsefe bu bakımdan, sorulara ve problemlere getirilen yanıtlar ve çözüm denemeleri ile, bu yanıt ve çözüm denemelerinin yol açtığı yeni soru ve problemler yumağıdır. Felsefenin asıl görevi soru sormak, araştırmak ve bu araştırmaları devam ettirmektir. Felsefenin en önemli görevi “bilen” insandan çok ‘düşünen’, bilgiler arasında bağlantılar kuran insan yetiştirmektir. Bu bakımdan “Felsefe”, doğal ve insana âit dünyaya ilişkin tüm bilgilerin ve kavramların güvenilirliklerini, anlamlı olup olmadıklarını, insansal yaşama katkılarını eleştirel bir yaklaşımla tartışıp değerlendirmektir. Yani, insan yaşamına giren her şey,  u anlamda felsefeye konu olabilir.

Felsefe grubundan YGS‘de 10 tane soru çıkmaktadır. Aşinâ olmadığı kavramların sorunun içinde yer alması, zaman zaman öğrenciyi soruyu okumaktan bile caydırabilir. Hattâ bazen Felsefe grubu soruları, Türkçe paragraf soruları gibi uzun ve zor görünen sorular gibi de algılanabilir. Ancak öğrenci bu korkuyu yenerse, aslında o tanıdık olmayan kavramların sorunun bütününü çok etkilemediğini ve biraz uğraşınca o kavramlara çok da takılmadan soruyu rahatlıkla çözebileceğini görür.

Felsefe grubu soruları karşımıza bazen bilgi, bazen yorum, bazen de hem bilgi hem yorum isteyen sorular olarak gelebilir. En çok yanlışa düşülen nokta, sorunun çözüme yarayacak kısmını veyâ konuyu bilmemek değil, o bilginin ne kadarının ya da hangi biçime girmiş şeklinin sorulduğunu görebilmektir. Bu bakımdan, bu kavram kargaşalarına çok kapılmadan okuduğunu anlayan ve yorumlayabilen bir öğrenci, rahatlıkla felsefe sorularının çoğunluğunu çözebilir.

Felsefe sorularına bakarken paragrafın uzunluğunu görüp (sayısalcı bile olsanız!) “Nasıl olsa ben bunu yapamam” demeyin! Bir kere okuyunca sorunun kolay olduğunu ve Türkçe paragraf sorularından çok da farklı olmadığını, siz de görebilirsiniz. Bu nedenle, kendinize soruyu bir kez daha okuma şansı vermekten çekinmeyin!..

Soruda bir konu hakkında açıklama yapılıp, bir tanımın ne olduğu veyâ hangi genellemeye gidileceği sorulmuşsa, sadece verilen bilgilere göre düşünün. Soru çözerken kendi duygu, düşünce ve önyargılarınızı bir kenara bırakın. Cevap, sizin düşünce tarzınıza uygun olmayabilir. Okulda hiç felsefe grubu dersi görmemiş bir aday bile soruların mantığını kavrayacak kadar çalışırsa, felsefe sorularını rahatlıkla çözebilir. Çünkü YGS’deki felsefe sorularının hemen hepsi yorum ağırlıklıdır. Bol test çözülerek ve sadece geçmiş yıllardaki ÖSS-ÖYS-YGS soruları bile incelenerek bu konuda yeterli düzeye gelinebilir.

Bununla birlikte, Felsefe soyut bir derstir. Felsefî disiplinleri ve o düşünürlerin görüşlerini bilmek, felsefî terminolojiye hakim olmak da gerekir. Özellikle Sözel öğrencilerin ve LYS’ye girecek olan diğer öğrencilerin bu konuda daha çok özen göstererek gerekli çalışmaları yapmaları gerekmektedir. Örneğin bir soru “Empirist bir filozof olan….. “ diye başlarsa, ‘Emprizm’in ne olduğunu bilmeniz, paragrafı doğru yorumlamanızda size oldukça önemli katlılar sağlar.

Bu dersin çalışma rutinlerine ve pratiklerine gelince;

Bu dersi çalışırken ezberden kaçınmak gerekir.

Derste; katılım ve kendi fikrinizi belirtme; dersin içeriğinin zenginleşmesi ve konunun anlaşılır hâle gelmesi bakımından önemlidir. Derste, motivasyonunuzun yüksek olması ve dikkatinizi derse vermeniz için derse hazırlıklı gelmeniz ve felsefî okumalar yaparken de önemli noktaların altını çizmeniz gerekmektedir.

Felsefe dersinde ezberlemekten ziyade yorum gücü kazanmak ve özellikle soru çözme yöntemini öğrenmek önemlidir. Bu nedenle öğretmenin anlattıkları ile ilgili düşünme yeteneklerinizi geliştirici aktivitelere yönelmelisiniz. Bu konuda acaba, yüzyıllar önce insanlar neler düşünmüşler, temel ve varoluşsal problemlerine ne tür cevaplar aramışlar ve de bulmuşlar diye zinde bir ilgi ve merak ile dersler dinlenmelidir.

Bireysel Çalışmalarda ise; sorular paragraflardan oluştuğu için iyi bir kitap okuyucusu olmak gerekir. Paragrafları hem hızlı okuyup, hem de anlayıp geçmek, zamanla yarış içerisindeyken büyük bir çaba ister. Bu nedenle okuma düzeyinizi ve soru çözme yeteneğinizi geliştirmek için okuma faaliyetlerine önem vermelisiniz. Gerekli alt yapıyı oluşturmak için de öğretmenden, ders kitaplarından ve yardımcı kaynaklardan faydalanmalısınız.

Anlama, kavrama ve yorumlama becerilerinin geliştirilmesi için, ayrcıa bol bol soru çözülmelidir.

Felsefe soruları genellikle paragraf tipli sorulardır. Bu nedenle soruyu anlamadan seçeneklere geçmemelisiniz. Değişik gelen, bilinmeyen kelimelerin altı çizilip mutlaka anlamlarını öğrenmelisiniz. Sorular çözülürken önce soru kökünü okumalı, ardından paragrafa geçmelisiniz. Bu bağlamda sözel ifadeleri güçlendirmek, yorum gücünü arttırmak, mantıklı ve sistematik düşünce egzerszileri yapmak, felsefe sorularının çözümü bakımından önem arzetmektedir.

Ayrıca Felsefe soruları, cevabı içinde sorulardır. Bu nednele paragraf veyâ anlatımı çok iyi okumanız ve anlamanız gerekir. Başka bir ifade ile soru kökünün iyi anlaşılması gerekir. Öte yandan, doğru seçeneği ararken, soruca verilen bilgilere ve çerçeveye göre yorum yapın! Kendi duygu ve düşüncelerinizi aslâ sorunun çözüm kümesine katmayın.

Hiç tanımadığınız düşünür, isim veyâ kavramlarla karşılaştığınızda bile, soruyu yanıtlayamayacağınızı düşünmeyin. Yanıtın paragrafın içinde bulunabileceğini aslâ unutmayın. Israrlı ve dikkatli bir ince okuma yapın. Cevabın orada saklı olduğunu rahatlıkla göreceksiniz!

Psikoloji dersine çalışırken ise, not tutulmalı, günlük tekrarlar yapılmalıdır. Kelime, kavram, ekoller, bilinmeli; geçmiş yılların soruları da mutlâkã çözülmelidir. Çünkü Psikoloji soruları, hem yoruma dayalı hem de bilgi sorularıdır. Bazı soruları, konuları bilmeden çözmek maalesef çok mümkün değildir. Maalesef, öğrencilerin psikoloji sorularını genelde kolay olarak gördükleri ve yeterli düzeyde pratik yapmadıkları için LYS sınavında bu soruları yanlış yaptıkları veyâ yapamadıkları da görülebilmektedir. Bu bakımdan özellikle, Sözel öğrencilerin ve/veyâ sözel alanda tercih yapmayı düşünen diğer alanlardaki öğrencilerin (TM, MF veyâ Meslek Liseli) bu konuda çok daha dikkatli olmaları gerekmektedir.

Sosyoloji dersi ise psikolojiye göre daha kolay bir derstir. Genelde toplum içinde tecrübe ettiğimiz konuları kapsar. Anlaması daha kolaydır. Soruların çok azı bilgiyi gerektirir ve soruların geneli Felsefe soruları gibi daha çok yorum ve analiz sorularıdır. Her derste olduğu gibi, Sosyoloji için de kelime ve kavramlarını bilmek, test çözerek tekrar yapmak oldukça önemlidir.

Mantık dersi ise, bütün felsefe grubu içinde en zor olan derstir. Öğrencilerin yorumla yapabilecekleri sorular olduğu gibi, tamamen bilgiye dayalı sorular ve konular da bulunmaktadır. Bu dersle ilgili Sosyal/Sözel alan öğrencilerin, derslerini dikkatli bir şekilde dinlemeleri, anlamadıkları yerleri öğretmenlerine sormaları ve sürekli test çözerek bilgilerini mutlâkã pekiştirmeleri gerekmektedir. Çünkü bu ders bir bakıma Sözel öğrencilerin birbirlerini eledikleri önemli alan derslerindedir. Özellikle LYS’ye girecek olan Sözel öğrencilerin bu dersten kesinlikle soru kaçırma lüksleri yoktur.

FİZİK

Fizik Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Doğa bilimleri içerisinden çok önemli bir yere sahip olan Fizik, doğa olaylarına ilişkin kavramların, yasaların ve ilkelerin bir takım gözlemlere, öngörülere ve ölçümlere dayanarak oluşturulan bilimsel bir disiplindir. Bu anlamda Fizik dersinde başarılı olmak isteyen öğrenciler öncelikle bir doğa olayını yorumlayacak ve olaylar arasındaki ilişkileri çözecek ilke ve yasaları, formül ve denklemleri ve en önemlisi de neden ve sonuç ilişkilerini bilmek zorundadırlar.

İnsanoğlu çevresinde olup bitenleri çözüp anlamaya başladığından beri bilimsel çalışmalar da başlamıştır diyebiliriz. Bu çalışmaların sonucunda teknolojik gelişmelerin vazgeçilmez öğeleri olan temel bilimler ya da doğa bilimleri olarak kabul ettiğimiz Matematik, Fizik, Kimya ve Fizik bilim gibi dalları ortaya çıkmıştır. Fiziğin ya da daha geniş anlamıyla Fen bilimlerinin öteki bilim dalları (tıp, mühendislik, jeoloji, tarım, kozmoloji…) ile bu bakımdan sıkı bir ilişkisi vardır. Bu nedenle, bu dersten yapacağınız soruların doğru bir şekilde çözülmesi, yukarıda belirtmiş olduğumuz bölümleri kazanmanızda sizlere çok önemli katkılar sağlayacaktır.

Durum böyle olunca Fizik/Fen bilgisi konularının ve kavramlarının iyi öğrenilmesi, kalıcı olması ve diğer sayısal derslere kolayca uygulanabilir olması gerekir. Son yüzyılda baş döndürücü bir hızla gelişen fizik programlarını, kuramlarını, kavramlarını öğrenmek, öğretmek ve kalıcı kılmak oldukça zorlaşmıştır. Ama orta öğretim kurumlarında okutulan Fizik dersi temel bilimlerden ve temel kavramlardan oluştuğu için o kadar da zor değildir ve buradan hareketle bu derse karşı kesinlikle ön yargılı olunmamalıdır.

Gerek tutarlı ve akılcı düşünce sisteminin oluşumunda, gerekse YGS puanın yüksek gelmesinde Fen ya da temel bilimlerin katkısı, öteki bilimlere ve de derslere oranla çok daha fazladır. Çünkü Sayısalcı (SAY) olmayan YGSöğrencileri bile (Yani Sözel ve Eşit Ağırlık Öğrencileri), Lise 1. Sınıfta Fizik dersi gördükleri için ve de YGS testinin 160 sorusu içersinde yer alan 40 soruluk Fen testi içerisindeki Fizik sorularını çözdükleri takdirde kendilerine ek puanlar(artı puanlar) sağlayabilecekleri için, denilebilir ki Fizik dersi tüm branşlara katkı sağlayabilecek olan bir derstir.

Bilindiği gibi, Doğa bilimlerinin temelinde yer alan Fizik geliştirdiği kavram ve yöntemlerle teknolojinin ve uygulamalı Fen bilimlerinin gelişmesini sağlamış ve insanoğlunun yaşamını derinden etkileyen ve değiştiren bir bilim niteliği kazanmıştır. Bu bakımdan ülke olarak çağımızın Fen bilimleri dallarında da başarılı olmak, en başta Fizik kavramlarını iyi anlamış olmaya, ayrıca fiziğin geliştirdiği yöntem, araç ve gereçleri iyi derecede kullanmaya bağlıdır. Bu nedenle geleceğin bilim insanları olacak siz sevgili öğrencilerimize, bu nedenle Fizik dersine ayrıca ülkemizin teknolojik ve bilimsel geleceği bakımından da değer vererek, bu dersi önemsemelerini ve böylece çalışmalarını da bu idealizm ve tutku ile harmanlamalarını tavsiye ediyoruz.

Fen Bilimlerinin Çalışma Esasları

Bilindiği gibi Fen bilimleri, gözlem ve deneye dayalı bilimlerdir. Başka deyişle, özelde Fizik dersi cansızlar dünyasına âit varlıkları ve olguları, deney ve gözlemler yoluyla inceler. Bir anlamda Fen bilimlerinin yöntemi, mantığa uygun olan düşünce ve deneysel ölçümlerden oluşur. Bilinçli düzenlenen deneylerle olaylar incelenerek sonuçlar birimler ve sayılarla açıklanır. Deney koşullarının duyarlı olduğu ölçüde, sonuçlar da o derece yalın ve belirgin bir şekilde bulgulanmış olur.

Bu anlamda Fizik derslerinden beklenen yararın sağlanabilmesi için bazı özelliklerin göz önünde tutulması gerekmektedir. Bu özellikleri ise şöylece sıralamak olanaklıdır. Şöyle ki;

a) Fizik dersleri genel eğitimin bir parçasıdır, mesleğe yönelik uzmanlık eğitimi değildir. Bu nedenle hangi alandan (SAY, SÖZ, EA, DİL) YGS’ye giriyorsanız girin, bu ders temel bilimler ve Lise 1. Sınıf konularını da içerdiği için, özellikle ilk üniteleri ön yargısız bir şekilde, yani ana branş dersinizmiş gibi çalışmanızda ve de öğrenmenizde yarar vardır.

b) İşlenecek ya da öğrenilecek olan konuların seçiminde, SÖZ ya da EA öğrencisi iseniz, sadece Lise 1. Sınıf konularına; eğer SAY öğrencisi iseniz, o zaman da Lise 1. Sınıf, Lise 2. Sınıf, Lise 3. Sınıf ve Lise. 4 Sınıf konularına çok daha ciddî bir şekilde çalışmanız gerekmektedir.

c) Ana konulara âit kavram ve olguları, hikâyeleştirebilecek veyâ projelendirebilecek olduğunuz alternatif kurgularla özümsemeye çalışın. Bu kurgular biraz komik ve uçuk olacak şekilde size âit zihinsel kurgularınız (çizgi film senaryolarınız) olsun. Yani bu cümleden hareketle özellikle deneylere dayanan konu ve kavramları içselleştirerek her problem çözümünde, size ana kuralları ve yasaları hatırlatan kendi zihinsel pusulalarınız olsun. Emin olun, zihninizde kavramsallaştırdığınız veyâ senaryolaştırdığınız bu pusularla problemlerinizi çok daha rahat ve eğlenceli bir şekilde çözebilirsiniz.

d) Ayrıca deney sonuçları ile Matematiğin biçimsel dili olan formüler de bu anlamda özümsenmeli, deney sonuçlarından çıkan genellemelere dikkat etmeli, böylece deneyin kavramsal uzayı içerisindeki kurallara ve yasalara ulaşılmalıdır. Ezberlenen formül ve denklemler, deneylerin senaryolarıyla örtüştürülerek içselleştirilmeli ve sonuçlar ayrıca yorumlanarak diğer konularla irtibatlandırılmalıdır.

e) Sonuç olarak; deney sonuçları ile kavranan yasaların fizik kuramlarının oluşumuna katkıları ile deney-kuram ilişkileri arasındaki etkileri üzerinde önemle durulmalıdır. Böylece bu kuramlar ya da kãnûnlar yoluyla fark edilen temel bir bakış açısıyla, tek tek veyâ birçok yasadan hareketle problem çözme yeteneği kazanılmalıdır.

f) Fizikî gerçekleri açıklamakta yararlanılan örnekler, tasarılar ve görüntüler, şablonlar, krokiler, taslaklar, diyagramlar o konudaki bilimsel gerçeklere ters düşmemelidir. Ancak bu ilke ve yasalara sâdık kalmak şartıyla hayâl gücünüzü de kullanarak uçuk senaryolar, kurgular veyâ kişisel imgeler de kullanabilirsiniz.

g) Fizik derslerinin öğrencileri uzmanlığa yöneltmediği unutulmamalı, öğrencilerin ise Fizik dersini öğreniyorken sadece temel kavramları ve deneyleri öğrenerek üniversiteyi kazanmalarının bu aşamada yeterli olacağı düşüncesiyle hareket etmeleri gerekmektedir. Yani Fizik dersi, adeta uzmanlık veyâ özel bir yatkınlık gerektiriyormuş gibi büyütülmemeli, abartılmamalı ve bu konudaki şehir efsanelerine de kanmamalıdır.

h) Fizik/Fen bilgisi derslerinde, zincirleme düşünce eğitimindeki gelişime de dikkat edilmelidir. Bu anlamda, bilgilerin yığılarak ilerlemesine özen göstermeli ve mantıksal düşüncenin öne çıkarılmasına gayret etmelidir.

Fizik Nasıl Sevimli Hâle Getirilebilir?

Fizik, bilim olarak maddenin temel yapısını araştırırken, bunun için bilimsel inceleme ve araştırma yöntemleri geliştirmekte ve bu anlamda teknolojik gelişmelerin temelini oluşturmaktadır. Bulguları, kuralları ve araştırma yöntemleri ile, öteki bilimleri etkileyerek onların da gelişimine katkıda bulunan Fizik, bu anlamda günlük yaşamın her evresinde uygulama alanı bulabilmektedir.

Fizik  öğretiminde başarıyı arttıracak model arayışları günümüzden önce de süregelmiştir ve daha da çok süreceğe benzemektedir. Bu dersleri sevilir duruma getirmek ve başarı oranlarını yükseltmek için devamlı olarak yenilikler geliştirmek durumundayız. “Fizik dersleri neden sevilmiyor?” sorusu irdelendiğinde; Teknik olanaksızlıklar, Olumsuz koşullanma, Başarısızlık korkusu, Matematik ağırlıklı öğretim, YGSLYS baskısı gibi nedenler üzerinde durulabilir. Tabiî ki bu etmenler, daha çok eğitim sistemi ile ilgili olmakla birlikte, biz buradaki makãlemizde daha çok bireysel olarak siz öğrencilerimizin ne yapabileceği konusuna madde madde değinmek istiyoruz.

Pekâla, bu bilgiler ışığında sorumuzu tekrar soralım, isterseniz… Acaba, bireysel anlamda öğrenciler, Fizik/Fen Bilgisi derslerine nasıl daha verimli çalışabilirler ve de öğrenme süreçlerini nasıl daha sağlamlaştırabilirler?
İşte size, bu soruya cevap niteliği taşıyan kilometre taşları:

Dersin işlenişinde veyâ dersi dinliyorken doğal gözlemlerinizden faydalanmaya çalışın.

Dersleri kafanızda deneysel animasyon gösterilerine dönüştürün. Böylece zaman zaman düz anlatımlı olan dersi, dramatize ederek, senaryolaştırarak ve iç dünyanızdaki kendi imgeleriniz zenginleştirerek özümsemeye çalışın.

Beyin Fırtınası (Think-Tank), yaparak, öğrenme süreçlerindeki deneme yanılma yollarını sık sık deneyin.

Çıkarım yapmayı ve sonuçları değerlendirmeyi unutmayın.

Öğretmeninizle, soru ve cevap yardımıyla diyalog hâlinde olun.

Evdeki tekrarlarınızda konularınızı hikâyeleştirmeyi ihmâl etmeyin.

Üniteler ilerledikçe konular arasında Eğretileme, Örtüştürme, Soyutlama ve Somutlaştırma, Çıkarımlarda Bulunma, Gündelik ve Empirik Tecrübelere yer verme gibi zihin egzersizlerini aslâ ihmâl etmeyin.

Formülleri çeşitli kurgularla ve tekerlemelerle (Akrostişlerle) ezberlemeye çalışın.

EA(TM) ve SÖZ(TS) öğrencisi iseniz, YGS’de en çok soru gelen konulara öncelik verin.

SAY(MF) öğrencisi iseniz, Lise 1. sınıf konularını erkenden bitirip zaman kaybetmeden, L2., L3. ve L4. sınıf konularına aciliyetle yelken açmaya çalışın.

Bu dersin tüm konularıyla ilgili olarak 1990 yılından beri çıkan tüm ÖSS ve ÖYS sorularını mutlâkã gözden geçirerek, kafanızda Fizik dersi konularına ilişkin bir seçki ya da galeri oluşturun.

Önceki bilgi ve becerilerinizi kullandığınız kadar, sorunun size vermiş olduğu kurallarla ve ilkelerle hareket etmeyi de ihmâl etmeyin. Başka deyişle, kafanıza göre değil, ya da daha önce görmüş olduğunuz benzer sorulara öykünerek değil de, sâdece soruya göre cevap vermeye özen gösterin.

Her soruya biricik ve özgünmüş gibi davranın. Soru içersindeki, sonunun kavramlarını, ilkelerini, verilerini çok iyi analiz edin. Elbette ki önceki bilgi ve deneyimlerinizden faydalanacaksınız ama, zaman kazanmak için aceleci bir tavırla soruları başka sorulara benzeterek önemli ayrıntıları gözden kaçırmak gibi bir hatâya da sakın hâ düşmeyin!

Her ne kadar Fizik dersi, Fen grubu dersleri içerisinde yer alan ve bireylerin sayısal kapasitelerini kullanmalarını gerektiren bir ders olsa da, sözel ve yorumsal becerinizi özellikle kullanarak dersi özümseme performansınızı daha da artırabilirsiniz. Örneğin Vektör kavramı, sayısal bazı işlemlerin yanı sıra yorum yeteneğini de içerdiğinden birçok açıdan sözel yeteneklerinizden de faydalanabilirsiniz. Unutmayınız ki, dünya bildiğiniz kelimeler kadar anlamlıdır. Demek ki, kelime hazineniz ve sözel ifâde yeteneğiniz ne kadar yüksek olursa, Fizik dersinin soyut kavramlarını, o kadar daha rahat somutlaştırıp kavramsallaştırabilirsiniz.

Ayrıca Fizik dersindeki sorular; doku ve yapı olarak sıralama soruları, kıyaslama ve fark alma soruları, oran soruları ve ilke soruları vb. tipteki sorular olduğu için, bu soruları eğlenerek, bulmaca veyâ zekâ problemi çözüyormuş gibi kendinizi dinlendirerek de çözmeye çalışın.

Aynı şekilde Fizik soruları, genellikle şekilli ve soru metni ile birlikte verildiğinden, şekil ile metin arasında birbirinin tamamlayıcısı olan tüm datalar (veriler) komple ele alınmalı; ve istenilen değerler belirlenerek ona göre sorunun çözümü için bir yol haritası oluşturulmalıdır.

İlkeli sorularda önce soru kökü okunmalı ve cevaplar bu ilkelere ve amaca uygun olarak yeniden incelenmelidir. Sorulara ezberci mantıkla değil, düşünce ve yorumlama ile yaklaşılmalıdır. Soru çözerken mümkünse şekil ve grafik çizerek olaylar somutlaştırılmalı, böylece verilen şekil(ler) üzerinde çözüm varyasyonları denenmelidir. Sadece kuru okuma ile zaman kaybına düşmemeli, verilen şekiller ve simülasyonlar bu şekilde cevaba yönlendirilmelidir.

Sorularda, özellikle altı çizili, ‘en az’, ‘en çok’ ve ‘kesinlikle’ gibi anahtar kelimelere dikkat edilmelidir.

Demek ki, ilk olarak yapılması gereken iş, Fiziğe karşı olan ön yargılı düşüncelerden kurtulmak olmalıdır. Bu anlamda Fizik konularına cesâretle yaklaşmalı, bu dersin başarılabileceğine mutlâkã inanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Einstain ve Çiçero gibi insanlar da önceleri kabiliyetsiz ve düşünme özürlü zannedilirken; daha sonra inançları, kendilerine güvenleri ve azimleri sayesinde, dünyanın en önemli düşünür ve bilim insanları arasında yer almışlardır.

Fizik dersinin birçok dersten farklı yanı günlük hayatta kullanılan veyâ gerçekleşen şeylerin de bu dersle ilgili olmasıdır. Bu nedenle öğrendiklerinizin günlük hayatla bağlantısını kurmanız öğrenmenin verimini daha da artırabilecektir. Ayrıca Fizik dersi üç duyuya hitap ettiği için; öğrenci çalışırken görme, duyma veyâ dokunma duyularından en az ikisini mutlâkã kullanmalıdır.

Fen bilimlerine ait soruların tamamına yakını öğrenmeye dayalı olup, bilgiyi kullanma becerisini sınayan, varolan bilgiyi bir simülasyonda veyâ düzenekte kullanma ve yorumlama becerisini test eden sorulardır. Bu nedenlerle Fen bilimleri ve Fizik dersi öğrencinin toleranssız ve ciddi bir şekilde çalışmasını gerektiren bölümlerdir.

Derslerinizi bir program dâhilinde tekrar edin!  Konuyu iyice öğrendiğinizi anladığınızda test çözmeye yönelin. İlk başlarda, belki düzenli tekrarlarla ve testleri bir arada götürmek zorunda kalabileceksiniz; fakat zamanla yetkinlik kazandıkça tek işinizin test çözmek olduğunu siz de göreceksiniz. Sürecin bu gücüne inanın. Bu noktaya geldikten sonra tek önemli strateji ise, devamlı soru çözmek ve deneme sınavı kıvamını yakalayabilecek şekilde deneme sınavları üzerinden genel tekrar yapmaktır.

Denilebilir ki, Fen bilimlerindeki konular yığınsaldır. Yani her bilgi bir öncekinin üzerine inşâ edilir. Bu yüzden bir konuyu iyice anlamadan, diğer konuya aslâ geçemeyin. Eğer böyle bir hatâ yaparsanız, her konuyu birazcık (yarım yamalak) biliyor olacaksınız, demektir. Bu da sonuçta hiçbir işe yaramayacaktır. Bu nedenle konunun detaylarını çalışmadan önce, konunun ana başlıklarını ve alt başlıklarını iyice kavrayın. Ancak ondan sonra detaylara geçecek şekilde yolunuza devam edin.

Fizik Dersine Ait Soruların Özellikleri

Fizik dersi, YGS’deki 40 soruluk fen grubu dersleri içerisinde 14 soru ile en fazla soru çıkan ders olup öncelikle sayısal öğrenciler olmak üzere tüm öğrencilerin mutlâkã öğrenmesi gereken bir derstir. YGS’de çıkan Fizik sorularının zorluk derecesini üç gruba ayırabiliriz. %25’i kolay, %50’si normal, %25’si ise çeldirici özellik taşıyan, yoruma ve soyut düşünmeye ihtiyaç duyulan zor nitelikteki sorulardır. Bu demektir ki, Fizik dersine programlı çalışan bir öğrenci bu soruların %75’ini rahatlıkla çözebilir. Geriye kalan veyâ LYS’deki sorular ise, sınava hazırlık sürecinde tüm derslerden toplamda 70.000 – 80.000 soru çözmüş öğrenciler için zaten kolay gelebilecek olan sorulardır.

Fizik Dersine Çalışma:

A) Derste: Fizik dersini derste anlamak başarmak için ön koşuldur. Derste öğretmenin yaptığı açıklama ve verdiği örnekler çok dikkatli takip edilmeli, bütün ayrıntılar dikkate alınmalıdır. Sorular, çözümler, grafikler ve çizimler hatâsız bir şekilde deftere geçirilmelidir. Öğretmen konuyu anlatırken veyâ örnek sorular çözerken anlaşılmayan bölümler vakit kaybedilmeden (ertelenmeden) öğretmene sorulmalı ve öğrenilmelidir. İşlenecek konuları daha rahat anlamak ve takip etmek için muhakkak derslere hazırlıklı ve önyargısız gelinmelidir.

B) Bireysel Çalışmalarda: Fizik dersinde başarılı olabilmek için ders sonrası düzenli ve programlı tekrar zorunludur. Konu ile ilgili temel kavramlar iyice öğrenilmelidir. Anlaşılamayan kavram, tanım ve alt başlıklar, derslerde tutulmuş notlar günlük tekrarlarda gözden geçirilmeli, örnek sorularla öğrenme pekiştirilmelidir. Geçmiş yıllara ait sorular çözülmeli, MEB müfredatını esas alan Fizik kitabı temel kaynak olmak şartı ile eldeki yardımcı dershane kaynakları (ders kitapları, soru bankaları, konu testleri, ders notları, ödev kitapları vb…) gibi dokümanların hepsinden faydalanmak gerekmektedir.

Derse gelmeden önce elinizdeki Fizik kitabından o gün işlenecek konunun teorik kısmını okuyarak ve birkaç tane de soru çözüp derse gelinmesi konulara giriş için oldukça önemlidir. Ders esnasında, ders dışı şeylerle alakãyı kesip pür dikkat öğretmen dinlenmeli ve çok iyi not tutulmalıdır. Ders dinliyorken öğretmenle göz teması aslâ kaybedilmemelidir. Anlaşılmayan yerler mutlâkã öğretmene sorulmalıdır. [Unutmayınız ki; daha sonra unutulan konuları öğrenmek için en iyi ek kaynak defteriniz olacağından, lütfen anlaşılır şekilde not almaya çalışın.]

Dersten sonra, dersin olduğu günün akşamı konuyu mutlâkã tekrar etmeli, ilk gün yapılmayan tekrar, sonraki günler işinizi daha zorlaştıracağından bu kural aslâ çiğnenmemelidir. Bu anlamda derste sorulan soruların evde bir defa daha –mutlaka-çözülmesinde fayda vardır. Tıpkı Matematik dersi ile ilgili olan makãlemizde belirttiğimiz gibi, Fizik dersi de bakarak değil, yazarak ve şekiller çizerek çalışılan bir derstir.

Soruları Nasıl Çözmeliyiz?

Soruyu çözmeden önce metin çok iyi okunup anlaşılmalıdır. Soru anlaşıldıktan sonra çözüme geçilmelidir. Verilenler bir kenara yazılmalı ve gerekirse şekil çizilmelidir. Daha sonra uygun formül ve bilgileri kullanarak dikkatlice çözüm yolları üzerine düşünülmelidir. En makul, hızlı ve güvenilir çözüm yolu bulunduktan sonra da, tüm verilen bilgiler, yerine göre aşama aşama kullanıp soru çözülmelidir. Soruda verilen olay mümkün olduğunca yaşanmalı (hayâlen canlandırılmalı); ve işlem yolu da bu kurguya en uygun bir şekilde desteklenerek çözümleme şekli belirlenmeli ve böylece derhâl çözüme geçilmelidir.

Öğrenci, soruları daha önceki sorulara benzeterek çözmeye çalışmamalı; onun yerine her soruyu, ilgili olduğu konu hakkındaki bilgileriyle yeniden yorumlayarak çözmelidir.

Soru çözerken yaşanan başarısızlıklar öğrenciyi yıldırmamalı, öğrenci soru çözmeye ve konu tekrarı yapmaya ısrarla devâm etmelidir.

Sonra da, yâni konuyu çok iyi kavradıktan sonra test kitaplarından sorular çözerek konuyu iyi bir şekilde pekiştirmeniz gerekmektedir. Çözemediğiniz sorular fazla ise, bu aşamada konuyu tam anlamamışsınız demektir ki; burada yapmanız gereken tek şey, konuyu tekrar gözden geçirmeniz ve acil olarak okulunuzdan / dershanenizden‘Birebir Özel Ders” almanızdır.

Sınıf derslerinin katkısıyla çözemediğiniz soruları veya size zor gelen soru kalıplarını ve konuları ‘Birebir Özel Ders’te yeniden masaya yatırmalı ve bu ikili çalışmada eksiklikler tespit edilerek tamamıyla giderilmelidir. Öğretmeninizden alacak olduğunuz yardım konuyu tam olarak kavramanıza yardımcı olacağından, bu yeni kavrayış ile yeniden soru çözümüne ya da kaynak taramasına bıraktığınız yerden devam etmeniz gerekmektedir.

Bütün bu atılım ve geri bildirimlerle çalışmalarınızı zenginleştirirseniz, işte o zaman kavradığımız konular uzun süre hafızanızda kalabilecek; ve böylece üniversite sınavında da tüm çalışmalarınızı puanınıza yansıtabilecek şekilde hiçbir soruyu kaçırmayacaksınız.

BİYOLOJİ

Biyoloji Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Biyoloji, canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Canlılara ait olan doğal olayları pozitif bilim metotlarıyla açıklamaya çalışır. Biyoloji, bu şekilde yaşamsal olaylar arasında ilişki kurulmasına imkân tanıyıp, bir anlamda hayatımızı da kolaylaştırmaktadır. Başka deyişle Biyoloji dersi, yaşamsal ve doğal olaylar arasında sebep-sonuç ilişkileri kurarak yaşamı kavramaya ve edinilen bilgilerden faydalanarak problemlerimizi çözmeye yardımcı olur. Biyoloji dersiyle birlikte okullarımızda canlılar, sistemler, basit anlamda yaşam ve onu oluşturan unsurlar kavratılır ve son tahlilde bu kazanımlar pratik hayatta kullanılabilecek kazanımlara dönüştürülür.

Biyoloji dersi, bilgi ağırlıklı olması sebebiyle anlatımın yanında grafik, şekil, tablo ve şema ve benzeri göstergelerle de desteklenerek yorum yaptırılan ve bu yolla da muhakeme ve karşılaştırma yapmayı gerektiren bir derstir. Diğer taraftan Biyoloji dersinin, sadece ezberle öğrenilemeyecek olan, ama ezbersiz de yapılamayacak olan çok önemli bir fen bilimleri alanı olduğu da söylenebilir. Bu nedenle, —bazı ünitelerin Biyoloji’de temel üniteler olması nedeniyle—üniteler ilerledikçe geride kalan temel konuların tekrar tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Biyoloji Dersine Ait Soruların Özellikleri

Bu dersin sorularında; genelde tablo, grafik yorumlama, şekil okuma gibi verilere dayanarak örtülü/saklı olan diğer bilgilere ulaşılması sınanmakta ve böylece muhakeme becerisi test edilmektedir. Bu nedenle Biyoloji soruları çözülürken öncelikle soru kökü çok dikkatli okunmalı, sorunun yüklem kökünde, —me, —ma, vb. olumsuzluk eklerinin olup olmadığına mutlâkã dikkat edilmelidir.

Bu amaçla tüm bilgiler ve veriler özenle okunmalı; tablo, grafik, şekil, açıklama ve verili olan diğer yan bilgiler eş-zamanlı ve eş-güdümlü bir şekilde incelenmelidir. Bazı soruların ince ayrıntılar içermesine karşın, bu bilgilerin örtüştürülerek sorunun basit bir düzeneğe ve bağlama taşınabileceği imkânı da gözden kaçırılmamalıdır. Bu nedenle, bu dersin sorularını çeşitli çizgi film fragmanlarında olduğu gibi zihninizde bir takım senaryolara dönüştürerek çözmek, hem zevkli hem de açıklayıcı olacaktır.

Bununla birlikte bazı Biyoloji soruları birkaç konuyu da kapsayabilmektedir. Bu nedenle Biyoloji müfredatındaki tüm konuları bilmek gerekmektedir. Fakat bu durum, çoğu öğrenciyi olumsuz bir koşullanmaya da sürüklemektedir. Dersin ezbere ve müfredata dayalı olması, öğrencilerin gerekli donanım bakımından ikilem yaşamalarına sebebiyet vermektedir. Çünkü öğrenciler tam anlamıyla müfredata ve ezbere dayalı olarak çalıştıkları zaman, çözdükleri soruları müfredata veyâ zihinlerinde ezbere şematize (şekillendirdikleri) veyâ tematize etmiş oldukları(içeriklendirdikleri) kavramsal haritalara göre cevaplandırmakta ve çoğu kez de bu nedenle yanılmaktadırlar. Bu nedenle Biyoloji dersi sorularını kafamıza göre, ezberimize veyâ donanımımıza göre değil de; mutlaka soruya göre veyâ soruda verilen bilgi dökümüne göre cevaplandırmak en doğrusudur.

Başka deyişle her yeni soruya geçtiğimizde kafamızdaki kurulu sistemi yeniden yıkmalı ve bir sonraki sorunun yeni verileriyle, tekrar yeni bir soruya dönük/yönük kavramsal bir sistem inşâ ederek soruyu zihinsel kapsama alanımıza almaya çalışmalıyız. Özetle, kafamızdaki eski ve önceki kazanımlara ve intibalara göre değil de, soruda verilmiş olan yeni verilere veyâ sorunun içeriğine göre yanıtımızı cevap seçeneklerinde aramamız gerekmektedir. Böylece verilen bilgiler doğrultusunda şıklar arasında eleme yaparak, her bir soruyu kendi bağımsız ve özgün kavramsal uzayıyla birlikte cevaplandırmalıyız.

Kısacası, soru çözümünde dikkat etmeniz gereken husus, soruda bizden ne istendiğini ve bize seçeneklerde ne verildiğini tam ve doğru olarak anlamaktır. Aslında itiraf etmek gerekirse, bu beceri, bir parça Türkçe’yi kavrama gücüyle ve okuma ânındaki dikkatle de doğru orantılıdır. Bu nedenle iyi ve dikkatli bir okuyucu olmaya özen göstererek olabildiğince Biyoloji dersine âit farklı YGS-LYS  ve SBS-Fenbilgisi sorularını çözerek, tam anlamıyla bütün soru kalıplarıyla ve soru uzaylarıyla tanışık olmaya odaklanmak gerekmektedir. Bilindiği gibi bu beceriyi kazanmak ta, ancak–ve–ancak çok sayıda ve farklı içerikte soru çözmekle mümkün olabilecektir.

Pekâlâ! O Hâlde Bu Derse Nasıl Çalışmalıyız?

Derste;
Her ders için geçerli olduğu gibi Biyoloji dersinde de başarılı olmanın temelinde dersin derste öğrenilmesi koşulu yatmaktadır. Öğrenciler;

“Etkin Dinleme” çerçevesinde karşılıklı diyaloglar ile konuları pekiştirmeli,

Kafalarına takılan soruları da ânında sormalı,

Bilgi salkımlarını duyumsayarak ve özümseyerek içselleştirmeli,

Kavramlar arası neden sonuç ilişkilerini çeşitli anılarla senaryolaştırarak zihninde canlandırmalı,

Bir belgesel kanalı izliyormuş gibi gelişimsel süreçleri ilgiyle takip etmeli ve adetâ çocuksu bir merak ile, öğrenci kendisini, canlı yaşamın gizemlerini keşfetmeye adamalıdırlar.

Ayrıca, “Derste konuyu anlamasam da olur. Anlatan biri elbette bulunur.” fikri zihninize yerleşmişse dersi takip etmekte ciddî sorunlar yaşayabilirsiniz. Bu nedenle bu tür pasifize edici düşüncelerle değil; tersine, canlı varlıklara karşı ilgili bir zihinsel hazırlıkla ve merak duygusuyla derse girilmelidir.

Nitekim bu duygu-durumuyla derse girerseniz, o zaman sadece Bilişsel Zekâ’nızı değil, aynı zamanda Ruhsal Zekâ’nızı ve Duygusal Zekâ’nızı da bu etkinliğe katmış ve her bakımdan daha kalıcı bilgiler kazanmaya yelken açmış olursunuz. Ancak şu var ki, çalışmalarınızı bu düzeye taşıyabilmeniz için Biyoloji dersi içersindeki ve kavramları arasındaki mantıksal ilişkileri ve bilgileri de daimâ zihninizde zinde tutmalısınız. Bunu başarabilmek için ise olabildiğince not alarak, önemli noktaları ve bilgi çıkarımlarını aslâ–ve–aslâ kaçırmamaya çalışmalısınız.

Bireysel Çalışmalarda;

Konulara hazırlanırken mutlâkã önceden konuyu okuyunuz. Vurgulanan, koyu puntolarıyla yazılan kısımları gözden geçirip konu özetini derinlikli ve nitelikli bir şekilde okuyup kendinizce sorular çıkararak ve bu sorulara cevaplar arayarak çalışmalarınıza bir dinamizm katabilirsiniz. Derste öğretmen konuyu anlatırken gerekli ve önemli olan detaylar mutlâkã not edilerek özetlenmelidir. Böylece Biyoloji dersinin sonraki tekrar çalışmalarında kullanılabilecek olan mini bir sözlüğü ve kavram haritası da hazırlanmış olur. Bu şekilde önemli yerlerin yıldız konularak işaretlemesi, altının çizilerek somutlaştırılması veyâ not alarak çalışılması temel bir alışkanlık hâline geldiği ölçüde, derse ait somut bir kavram atlası da elde edilmiş olunur.

Ayrıca kendiniz çalışırken çıkardığınız soruları da mutlâkã öğretmeninize sorunuz. Aldığınız notları evde temize geçirerek konuyu bir kere daha tekrar etmeye de özen gösteriniz. Konu ile ilgili hazırlanmış test kitaplarının özetlerini okuyup sorularını da mutlâkã çözünüz. Soruların ve konuların püf noktalarını öğreniniz. Dershânede öğrenciyseniz size verilen konu testleri çözmeyi de aslâ ihmâl etmeyiniz. Hiçbir soruya “önemsiz!”, “anlamasam da olur!” demeyiniz. Unutmayın, herhangi bir sorunun püf noktası, daha önemli ve gerçek olan YGS-LYS’deki veyâSBS’deki başka bir sorunun ana fikri olabilir.

Ayrıca geçmiş yıllarda çıkan tüm ÖSSÖYS ve SBS/OKS sorularını da çözüp yorumlamaya çalışın. Her sorudan somut bir ana fikir çıkarmaya çalışın. Böylece çalışmalarınıza nasıl yön vermeniz gerektiğini, hangi konulara ağırlık ve öncelik vermek gerektiğinin hayatî önem taşıdığını yeniden tespit ederek, bu durum tespitinden hareketle kendinize yeni bir yol haritası çizmelisiniz.

Bilindiği gibi Biyoloji Dersi, ayrıca Latince terimlerin ağırlıklı olduğu bir derstir. Dershânede veyâ okulda öğretmeninizden dersi dinledikten sonra bu terimlerin akılda tutulabilmesi için mutlâkã tekrar edilmesi gerektiğini unutmayın. Çünkü ilk kez duyulan veyâ nâdiren duyulan bu tür kelimelerin unutulması çok daha kolaydır. Bu kavramları unutmamak için onları anadilinizdeki sessel veyâ anlamsal yakınlığı olan kelimelerle birlikte eğlenceli bir senaryo eşliğinde ezberlemeye çalışın.

Ayrıca, ders günü gelmeden, işleyeceğiniz konuya ön hazırlık yaparak veyâ dersten bir gün önce ilgili konuyu en az bir kez okuyarak dersinize girerseniz çok daha kalıcı bir öğrenme etkinliği gerçekleştirmiş olursunuz.

Demek ki, ders çalışılırken konular sebep-sonuç ilişkileriyle dikkate alınarak, özelde kuru ezberden kaçınılmalıdır. Kuru ve düz bir ezber yapmak yerine, ezberlenen bilgi ve kavramların mantığının kavranması çok daha faydalı olacaktır. Dolaysıyla mantığı kavranmış olan bir ezberleme ile konular taranmalıdır ve de tekrar edilmelidir. Bu nedenle konuların mantığını ya da doğa kãnûnları arasındaki sebep ve sonuç ilişkilerinin kavramsal çerçevesini kavramak gerekmektedir. Sonuç olarak, bu olayların tekil ya da başka olaylarla bileşik olarak gerçekleştiğinde ortaya çıkan yeni durumun ve sonuçlarının dayanmış olduğu temel mantığı özümsemeye çalışmak gerekmektedir. Bu nedenle devamlı olarak öğrenilen konular periyodik aralıklarla pekiştirilmeli, böylece de teknik analiz ve muhâkeme becerisi giderek artırılmalıdır.

Son olarak, evinizde kendi kendinize çalışırken sormak için çıkardığınız soruları ya da çözemediğiniz soruları da okuldaki veyâ dershanedeki öğretmeninize mutlâkã sormayı ihmâl etmeyin. Zamanınız elveriyorsa veyâ konu ilk kez öğrendiğiniz bir konu ise, sınıf ortamında aldığınız notları evde temize çekerek konuyu bir kez daha tekrar edin. Konu ile ilgili hazırlanmış olan konu anlatımlı kitapların özetlerini de okuyup soruların ve konuların püf noktalarını yakalamaya çalışın!

Özetle, her derste olduğu gibi Biyoloji dersi de önem verilmesi gereken, çalışma ve emek isteyen bir derstir. Ayrıca Biyoloji dersi atlasından, konu anlatımlı kitaplardaki şekillerden, grafik ve tablolardan faydalanılması öğrencinin görme duyusunu ve Fotoğrafik zekâsını da geliştireceğinden etkili bir öğrenme ile bu dersi çok daha zevkli hâle getirebilirsiniz. Böylece Biyoloji dersi sorularını, sanki bulmaca veyâ zekâ sorusu gibi çözerek puan hanenize çok önemli katkılarda bulunabilirisiniz.

KİMYA

Kimya Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Kimya dersi içerdiği konular itibariyle, maddelerin yapısını, özelliklerini, birbirleri ile olan etkileşimlerini inceler. Bu dersle bir anlamda, gözlemlerin formüle edilişi, analitik ve çok faktörlü düşünme ya da problem çözme yeteneği kazandırılmaya çalışılır. Kimya başlı başına bir bilim olmasına rağmen Matematik, Biyoloji ve Fizik dersleri ile de bağlantılıdır. Bu sebeple YGS’de çıkan bazı Kimya soruları, bu derslerin konularını da kapsamına alabilmektedir. Eğer bu derslerde (Matematik, Fizik ve Biyoloji) başarılı iseniz, Kimya dersinde de başarılı olmanız kuvvetle muhtemeldir. Özellikle Trigonometri, Denklem Kurma, Grafikler ve Türev gibi Matematiğe âit konuların, bağıntı veyâ formüllerin iyi öğrenilmesi Kimya dersine ait çalışmalarınızda işinizi çok daha kolaylaştıracaktır diye düşünüyoruz.

Zaman zaman Kimya sorularında zorlanabilirsiniz. Bu patinaja düşmemek için en başta yapılması gerek şey; Kimya dersi ile bağlantılı terim, kavram, formül, ilke ve birimlerin anlam ve içeriklerini iyice öğrenmek ve özümsemektir. Lise 1. Sınıftan itibaren işlenen Kimya dersi konuları, bu anlamda ayrıntılara dikkat etmeyi gerektiren sorular ve konulardır. Diğer tüm sayısal derslerde olduğu gibi Kimya dersi sorularının doğru çözülebilmesi için, konuların iyi bilinmesi, birbirleri ile karıştırılmaması ve sorular okunurken vurgulamalara özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir. Bunun için soru kiplerinde; “iki katına çıkarılırsa” ,“aynı sıcaklıkta” , “eşit mollerde” , “sıcaklık iki katına çıkarılırsa”,.. gibi ayrıntılara çok ama çok dikkat edilmelidir.

Kimya Dersine Çalışma

A) Derste: Diğer derslerde de olduğu gibi bu derste de aktif olmanız gerekir. Bunun için derste işlenecek konuya bir ön hazırlık yaparak gelmeniz, öncelikle aktif olmanızı, sonrasında derse ilgili ve yatkın olmanızı, akabinde konuya aşinâ ve önyargısız olmanızı, sonuçta da konuya daha hızlı bir şekilde hâkim olmanızı sağlayabilecektir. Bu şekilde derste işlenen konulara dâir eksiklerinizi fark ederek kısa sürede konunun bütününe hâkim olmanız ve böylece hız ve tekniğinizi geliştirmeniz çok daha mümkün olabilecektir.

Tüm derslerde olduğu gibi Kimya dersinde de başarılı olmak için ön yargısız bir şekilde dersi iyi dinlemeli, ayrıntıya kaçmadan [ancak önemli ayrıntıları da atlamadan] önemli gördüğünüz yerlerin altını çizmeli, problemlerin çözüm aşamalarına dikkat etmeli, anlamadığınız yerleri de mutlakã öğretmeninize sıcağı sıcağına sormalısınız.

B) Bireysel Çalışmalarda: Dersi, derste verimli bir şekilde dinlediğiniz zaman konunun anlamanız gereken % 70’lik kısmını halletmişsiniz demektir. Bundan sonraki göreviniz ise öğrenmiş olduklarınızı pekiştirmek, unutmamak ve tam mânâsıyla öğrenemediğiniz konuları da mikro taramalar yaparak tekrar özümsemeye çalışmaktır.

Dershaneden veyâ okulunuzdan aldığınız tüm kaynakları özellikle bireysel çalışmalarda kullanmalısınız. Total tarama yapan, makro tarama yapan ve de analitik tarama yapan ileri düzey konu testlerini de aşamalı olarak çözmelisiniz. İşte bu yol haritası, farklı kaynaklardan da yararlanarak değişik soru tiplerine aşinâlık kazanmanızı sağlayacaktır. Ancak bu şekilde konu ve soru kitaplarını bitirdikten sonra YGS-LYS denemeleri çözmeye başlamalısınız. Böylece, deneme dışı kaynakları çözerek gerçekleştirmiş olduğunuz atölye çalışmalarını da sınav kıvamına taşıyabilmek için düzenli deneme sınavlarına ağırlık vererek yolunuza devam etmeniz daha doğru olacaktır.

Nitekim, en iyi öğrenme yollarından biri de deneme sınavlarının sonunda, yapamadığınız soruları yeniden masaya yatırıp; bu soruları çözemiyor olmanızın nedeninin, konu ve bilgi eksikliğinden mi, yoksa dikkatsizlikten mi kaynaklandığını tespit etmektir. Böylece yanlış yaptığınız veyâ boş bıraktığınız tüm soruların püf noktalarını yeniden kavrama şansını yakalayarak, gerçek YGSLYS’deki sorulara karşı bağışıklık sisteminizi daha da güçlendirebilir ve bu anlamda teknikalitenizi giderek artırabilirsiniz.
Bu cümleden hareketle Kimya dersine çalışılıyorken aşağıdaki hususlara da özellikle dikkat etmenizi tavsiye ediyoruz:

Derse ve konuya ilişkin kavramlar iyi anlaşılmalıdır. Bir kavram veyâ bilgi tam öğrenilmeden kesinlikle bir diğerine geçilmemelidir.

Anlaşılmayan konular öğretmene hemen sorulmalıdır. Daha sonra bu konularla ilgili benzer / çözümlü / basitten zora doğru / ÖSYM’ce geçen yıllarda sorulmuş sorular mutlâkã çözülmelidir.

Zorlandığınız tüm konuları iyice öğrendikten sonra problem çözmeye geçmelisiniz. Bu anlamda soru bankalarındaki soruların çözümüne de, tüm ön kaynaklar bittikten sonra başlamalısınız.

Diğer taraftan Kimya konuları ve soru çözümleri ezberlenmemelidir. Tersine, işlenen konular anında somut örneklerle açıklanmalıdır / pratiğe ve işlem becerisine dönüştürülmelidir. Çünkü Kimya dersi çözüme dayalı ve uygulamalı soru çözüm etkinlikleri ile öğrenilebilen bir derstir.

Dahası, öğrenci işlenmiş konuları örneklerle açıklayabilmelidir. Benzer örneklerle yeni edindiği bilgileri irtibatlandırabilmeli, bunun için de konuları daha başka örneklerle de çalışmalıdır ve de zenginleştirmelidir.

Öte yandan soruların genelde sayısal ağırlıklı değil de, yorum ağırlıklı olduğu unutulmamalıdır. Bu anlamda tüm sayısal verileri yorumlayarak ve harmanlayarak çözüm yollarına odaklanılmalıdır.

Sorunun köküne dikkat edilmeli (….olabilir, ……kesinlikle doğrudur, ……oda koşulunda, ………….normal koşul gibi.) ifadeler ile soru topyekun ele alınmalıdır. Bu anlamda, sadece yalın bir Matematik sorusu çözüyormuş gibi hareket etmemeli, sayılar ve verilerle hareket etmenin yanında, soru kökündeki sözcükleri de problemin her aşamasında yoruma ve çözüme dahil etmek gerekmektedir.

Ders bir öğretmenden dinleniliyorsa çok dikkatli dinlenilmeli, önemli noktalar not edilerek püf noktalar iyi tespit edilmelidir. Teorik ve pratik bilgilerin yeterli olduğu durumlarda test çözerek konu pekiştirilmelidir. Kimya soruları genellikle yarım dakika ile bir buçuk dakika arasında çözülebilecek şekildedir. Konu hâkimiyeti, sezgi ve dikkat, Kimya dersinde tam anlamıyla bir başarı göstermenize fazlasıyla yetecektir.

Çünkü Kimya dersinde, üniteler arasındaki bağlantılar açık ve net bir şekilde görülebilir niteliktedir. Derslerde bir sonraki yeni konu, önceki ünitelerin üzerine binâ edilmektedir. Bu bakımdan Kimya öğrenirken karışık bir sıra takip edilmemeli, özellikle ilk 4 ünite sıralı olarak çok iyi öğrenilmelidir.

Bir oturuşta bıktıracak sayıda değil de, 25-30 civarında test sorusu çözülmesi çok daha uygundur. Örneğin 30 kimya sorusunu en çok 40-45 dakikada cevaplandırmalısınız. Her üniteden üç grup soru çözdükten sonra, son 20 yılın o ünite ile ilgili ÖSS ve ÖYS sorularını da mutlaka incelemelisiniz. İlgili konunun sorularını normal sürede %65, sınırsız sürede ise %90 oranında başarıyla çözüyorsanız, bu durum iyi yolda olduğunuzu gösterir niteliktedir. Ancak bu performans datalarıyla bir sonraki üniteye geçebilirsiniz.

Unutmamak gerekir ki; Lise 1. sınıf konuları Kimya dersinin temelidir. YGS’nin tamamı ve LYS sorularının bağlantılı olanları da hep bu kısımlardan çıkar. Bu konular, anlaşılması kolay olmakla beraber, bol test çözmekle pekiştirilmesi gereken konulardır. Ayrıca ilk üç-dört ünite kolaylıkla anlaşılabilen konular olduğu için, bu avantajınız büyük ölçüde önyargınızı da ortadan kaldıracaktır ve kendinize olan güveninizi artıracaktır, diye düşünüyoruz.

Eğer problemde denklem hazır verilmişse, hele de doğru orantı kurabilecek şekilde denkleştirilmiş olarak verilmişse zaten mesele yoktur! Ama bir denklemi oluşturacak olan eden maddelerin bir kaçı verilmiş ve denklemi tamamlayıp denkleştirme işi size bırakılmışsa; işte bu noktada dikkatli olmak, yorumlamayı yapmak için de konu ile ilgili zinde bir bilgi donanımına sahip olmak gerekmektedir.

Lise 2. sınıf konularının ortak özelliği şudur: Hiçbir şekilde ezberlemeyi gerektiren konular yoktur. Fakat önemli bazı püf noktaları vardır ki bunlar iyi öğrenilmezse, öğrenci ezbere kaçma kolaylığına düşebilir. Nitekim konular sıkı sıkıya birbirine bağlıdır da! Örneğin Reaksiyon hızı ile reaksiyon ısısı üniteleri, potansiyel enerji diyagramları içerik bakımından birbirleriyle ilgilidir. Aynı şekilde çözünürlük dengesi, denge ünitesinin uzantıları, Elektrokimya, aktifler, piller ve elektroliz bölümleri de birbirini destekler niteliktedir. Bu anlamda bilgilerin bütünleşik olarak özümsenmesi ve bir soruda 2 ya da 3 konunun bileşik olarak sorulabileceği hatırdan çıkarılmayarak konu testi sorularının yanında birkaç konuyu içeren karmaşık sorular da çözülmelidir.

Lise 3. sınıf ve Lise 4. sınıf konuları ise kısmen ezber gerektiren ve sık sık tekrar yapmanın gerekli olduğu konulardır. Yani organik kimya bu mânâda biraz nankördür. LYS öncesinde, sınava son bir iki hafta süre kalıncaya kadar ilgili konuların tekrar edilmesinde fayda vardır. Öğrenme zorluğu itibariyle Organik Kimya, müfredatın yaklaşık %25’ini teşkil eder. Fakat LYS’de yaklaşık bu konudan 3-4 soru civarında (görece az) soru çıktığı için bu kısım hep sona bırakılır veyâ maalesef öğrenciler tarafından da ihmâl edilir.

Aman, siz sakın bu ihmâli yapmayın! Belli mi olur; bir de bakmışsınız ki organik kimyadan 3-4 yerine, bu yıl 6 soru çıkmış! Nitekim, bu ihtimal hiç de imkânsız değildir. Şunu unutmayınız ki, eğer bu hususlara dikkat edersiniz, özellikle sayısal öğrenciler olarak, çalışmanızın karşılığını kolaylıkla alabileceğiniz en avantajlı derstir.

— YGS’de Kimya dersinden yaklaşık 13 soru yöneltilmektedir. Kapsamı ve sınırlı soru türleri ile, diğer derslere göre daha kalıplaşmış olan Kimya dersi, denilebilir ki Fen dersleri içinde en garantili ve kolay olanıdır. Sözel tercihi yapacak adayların bile YGS’de kolayca çözebilecekleri Kimya soruları vardır. Dolaysıyla iyi bir çalışmayla, Kimya dersinde % 100’lük bir başarıya ulaşmak pekâlâ mümkündür.

TÜRKÇE

Türkçe Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Sevgili öğrenciler!

Türkçe dersine nasıl çalışır sorusuna derinlikli ve nitelikli bir cevap vermeden önce, YGS veLYS’de çıkan Türkçe sorularını ana hatlarıyla ele almamızın daha doğru olacağı inancındayım. Ancak bu ana hatları somutlaştırdıktan sonra, işte o zaman her bir kategoriye nasıl çalışacağımıza ilişkin daha kullanışlı ve pedagojik bir çerçeve ortaya koyabiliriz.

1- Anlam Bilgisi,

2- Dil Bilgisi,

3- Anlatım Bozuklukları,

4- Yazım Bilgisi,

5- Edebiyat Bilgileri, olmak üzere 5 temel başlıkta toplayabiliriz.

YGS’de Türkçe Testinde 40 soru, LYS’de Türk Dili Edebiyatı Testinde 56 soru sorulmaktadır. YGS’de “Anlam Bilgisi, Paragraf Bilgisi ve Dil Bilgisi” gibi temel konular ağırlık kazanmaktayken, LYS’de ise daha çok “Edebî Metinler ve Edebiyat Bilgileri” sorgulanmaktadır.

Anlam Bilgisi; her şeyden önce hızlı ve doğru okumanızı; okuduğunuzu anlamanızı ve anladığınızı yorumlamanızı gerektirir. Soruların büyük çoğunluğunun Anlam Bilgisi ile ilgili veyâ ilişkili olması ve sorularda ezbere dayalı bir bilgi istenmemesi bunun en önemli kanıtıdır. Anlam Bilgisi soruları; daha çok kelime, cümle ve paragraf düzeyinde karşımıza çıkar. Bu tür sorular, sözcüğün anlamını kavramaya, sözcüğün cümle içinde kazandığı değişik anlamları bulmaya, yorumlamaya ve bazen de deyimlerin anlamlarını kavramaya yönelik sorular şeklinde sorulur.

Cümle anlamında, cümlede verilen yargıyı kavramak, yargının oluşmasında etkili olan yardımcı yargıları bulmak, yargıyı aktaran kişinin yansıttığı duyguyu, bilişi, düşünceyi anlamakla ile ilgili sorular da gelmektedir. Bu tip sorularda, cümle anlamında ve düzeyinde daha çok anlama yeteneği ölçülür. Ayrıca birbirine benzer yargılar arasından farklı olanı bulabilmeniz üzerinde de bir sınama yapılır. Bu bakımdan Türkçe sorularının çözülmesinde soru gövdesini yakalamak ve çok iyi kavramak gerekmektedir.

Paragraf sorularında sizden istenen ise, değişik yargılardan oluşan bir bütünü kavramanızdır. Bunu kavrarken aynı zamanda onun parçalarla olan ilgisini [ilişkisini] de anlamanız istenir. Paragraf soruları, uzun olmalarından dolayı zor soru olarak algılanırlar. Ancak bu düşünce temelsiz ve çok yanlış bir düşüncedir. Hâlbuki bu sorular, en kolay sorulardır. Çünkü bu soruların cevabı, soruda verilen parçanın içinde gizlidir. Tabiî ki, paragraf sorularını kolay çözmenin yolu, bol bol paragraf sorusu çözmek ve her fırsatta kitap okumayı temel bir alışkanlık hâline getirmektir.

Bunun yanında, paragrafı okumadan önce soru kökünü, altı çizili sözcüğü mutlaka doğru okumalı ve ne sorulduğunu kavrayarak, soru gövdesinde bu bilinçle bir arama/tarama/eleme yapmak gerekmektedir.

Demek ki, gerek Anlam Bilgisi gerekse Paragraf Bilgisi konularından gelen soruları çözebilmek için iyi bir okuyucu olmak gerekmektedir. Yani, ayda 1-2 kitap okuyup bitirmek gerekmektedir meselâ! Diğer taraftan okuduğunuz metni özetlemeye ve eleştirmeye de çalışırsanız yaptığınız işin verimliliği daha da çok artacaktır.

Burada değinmek istediğimiz önemli diğer bir husus da sözlük kullanımıdır. Okuduğunuz metinde karşılaştığınız kelimelerden anlamlarını bilmediklerinizi öğrenmek, deyimlerin tam karşılığını bilmek ve atasözlerini kavramak istiyorsanız mutlâkã bir “Türkçe Sözlük” ve bir de “Atasözleri Sözlüğü” edinmelisiniz. Böylece sınavlarda çıkacak muhtemel deyim, atasözü ve kelime anlamı gibi soruları, çok daha rahat bir şekilde çözebilme yeteneğine kavuşmuş olursunuz.

Anlam Bilgisi Soruları Nasıl Çözülür?

“Anlam Bilgisi” konusu Türkçe dersinin en önemli konusu olup, sınavlarda soruların % 85’i ile direkt ilişkili olan bir bölümdür. Dolayısıyla bu konuyu öğrenmek, başarıya ulaşmak için çok-ama-çok önemlidir. Bu bağlamda, Türkçe dersinin en önemli konusu olan “Anlam Bilgisi”nden gelebilecek soruları çözmek için şu hususlara dikkat etmek gerekmektedir:

Günde birkaç sayfa da olsa mutlâkã kitap okunmalıdır.

Kitap okuma alışkanlığı olmayanlar ilk başlarda gazetelerden ilgilerini çeken köşe yazılarını, süreli yayınlardan iseKişisel Gelişim, Genç Beyin, Genç Gelişim, Bilim Teknik, Genç Öğrenci, Eğitimbilim, Bütün Dünya, National Geography, Atlas, Genç Yaklaşım, Yeni Eğitim, Yedi Kıta vb. dergileri okumaları gerekmektedir. Bu aşamadan sonra Türk Klasikleri’nden ve Dünya Klasikleri’nden hikâye ve romanları okumaya yönelmeli; daha sonra ise düşünsel içerikli deneme-araştırma-inceleme kitaplarına geçilmelidir.

— Televizyon seyrederken, birilerini dinlerken, okurken veyâ herhangi bir nedenle duyulan ve anlamı bilinmeyen kelime ve kelime gruplarının anlamları, üşenmeden sözlüklerden araştırılıp hemen öğrenilmeliler.

Bunu için de her öğrencinin kütüphanesinde mutlâkã bir “Türkçe Sözlük”, bir “Deyimler Sözlüğü”, bir “Atasözleri Sözlüğü” bir de “İmlâ Kılavuzu” bulunmalıdır. Okul Türkçe kitaplarının konularının işleniş bölümünde yer alan “Kelime Çalışmaları” ve “Okuma, Anlama, Anlatma” çalışmaları bölümleri de mutlâkã incelenmeli ve de çalışılmalıdır.

Okunan metinler üzerinde çalışma yaparken konuları, asıl anlatılmak istenen düşünceleri, metinden çıkarılabilecek düşünceleri ve metnin yazarının veyâ şâirinin konuyu ortaya koyarken içinde bulunduğu rûh hâlini belirleyerek not etmek gerekir.

Bu metinler, sohbet esnâsında başkalarına da anlatılabilir. Okunan metin bir hikâye veyâ bir roman ise özetleme yapılabilir veyâ okunan benzer hikâyelere benzer kısa hikâyeler de yazılabilir. Veyâhut ta hikâye belli bir noktada bırakılarak okuyucu tarafından tamamlanabilir. Bu çalışmalar kişinin, okuduğunu anlama ve anladığını sözlü veyâ yazılı bir şekilde ifâde edebilme yeteneğini geliştirir. Bu kãbiliyetleri gelişen kişilerin, soruları daha kolay ve hızlı, ayrıca da doğru olarak çözebilecekleri görülecektir.

— Soruları çözerken, özellikle ders çalışırken kalem kullanmak gerekir.

Özellikle ders çalışırken kelimelerin, cümlelerin anlamları belirlenip yan taraflarına yazılmalıdır. Bu belirlemeler yorumlanmalı ve kıyaslanmalı, sonra da istenen bilgiye ulaşılmalıdır. Özellikle paragraf sorularında kalem kullanmak bu anlamda çok önemlidir. Çünkü sözel bir soru, zâten bir metindir, okumayla yapılır, böylece ana temâ ve düşünce tespit edilir. Okunan ve parçadan çıkarılan düşünceler, konu, ana fikir ve yazarın içinde bulunduğu durum bu anlamda bir kenara not edilmelidir veyâ ilgili cümlenin altı çizilmelidir. Unutmayın! Altı çizilen bu veriler, çoğu kez sorunun çözümünde bizden istenen bilgiler olabilecektir.

Diğer taraftan, Türkçe konuları birbirinin devamı olduğu için konuları sırayla ve anlayarak çalışmanızda fayda vardır. Bir konuyu çok iyi anlamadan aslâ diğerine geçmeyin! Çünkü her konu, bir sonraki konunun temelidir. Siz de takdir edersiniz ki, temeli sağlam olmayan bina en küçük etkilerde bile yıkılabilir.

— Çıkmış sorular çıkabilecek soruların aynasıdır, bu yüzden son 20 yılın çıkmış sorularını mutlâkã konu-konu çözün!

Esasen, son yıllarda öğrencilerimize sâdece son 5-6 yılın sorularını çözmeleri tavsiye ediyor hattâ bu konuda ödevler de veriyorduk. Ancak birkaç yıl önce sınav sisteminin tekrar değişmesi ile birlikte, kısmen de olsa geriye dönük olarak ÖYS tarzında soruların sorulacak olması; çalışmalarınızda artık son 20 yılın sorularının da çözülmesini zorunlu hâle getirmiştir. Bu bakımdan özellikle bu yıl sınava girecek arkadaşlarımız, ÖYS tarzındaki sorulara karşı yabancılık çekebileceklerinden; bu arkadaşlarımızın, tipolojik, şematik ve tematik olarak LYS sorularına da bir aşinâlık kazanabilmeleri için son 20 yılın ÖYStarzındaki sorularını mutlâkã çözmeleri gerekmektedir.

— Test tekniğine alışmak için bol bol soru çözün!

Konu eksiğiniz yoksa, daha çok deneme sınavları kıvamında ve formatında sorular çözerek Türkçe dersine karşı duyarlılığınızı ve yetkinliğinizi güçlendirmelisiniz. Türkçe dersi, bir anlamda okuyarak ve yorumlayarak çalışılan bir ders olduğu için, bol bol soru çözülerek çalışılmaya en yatkın olan derstir de!

Ancak şu da unutulmamalıdır ki, soru çözümleri esnasında karşılaşmış olduğunuz hâlde arkada aslâ çözülmemiş veyâ yanlış çözüldüğü hâlde tashih edilmemiş, arkadaşlarınızla tartışılmamış, kritiği yapılmamış, etüt hocalarınıza veyâ ders hocalarınıza sorularak veyâ çözdürülerek anlaşılmamış soru bırakmamalısınız. Eğer bu ince eleme sürecini ihmâl ederseniz, aynı soru tekrar başka bir zeminde veyâ geçek sınavda karşınıza çıktığında, inanın bana çok derin bir pişmanlık ve çaresizlik yaşarsınız.

Bu bakımdan mutlâkã her soru ile hâldâş olmak, arkadaş olmak, hemhâl olmak, hemdem olmak, hemâhenk olmak, tanışık olmak ve de yanaşık olmak gerekmektedir. Çünkü bütün soru tipleriyle ve kipleriyle böylesine empatik ve sempatik bir ilişki içersinde olursanız; o sorularla tekrar başka zeminlerde karşılaştığınız zaman hem yabancılık çekmezsiniz —veyâ değişik bir soru ile karşılaşsanız bile— hem de karşılaştığınız yeni sorunun, aslında daha önce çözerek özümsediğiniz sorularla akraba olduğunu fark ederek rahatlıkla çözmeye başlayabilirsiniz. İşte bu pratik işlevi bakımından bol bol soru çözmenizin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Unutmayın, ne kadar çok soru çözerseniz, gerçek sınavda nâhoş bir sürprizle karşılaşma riskini de o kadar ortadan kaldırmış olursunuz.

— Kendinize özgü bir soru çözüm kompozisyonunuz olsun!

Bu konuya ilişkin, kendi öğrencilik yıllarımda kullandığım bir senaryondan bahsetmek istiyorum. Örneğin, paragraf sorularını çözüyorken, kendimi kırmızı bereli SAT komandoları gibi hayâl ediyor, güyâ bir helikopter marifetiyle yüksekçe bir apartmanın çatı katına bırakıldığımı düşünüyordum. Operasyondaki görevim binanın güvenlik açısından temiz olup olmadığını çatı katından başlayarak aşağı katlara kadar incelemek ve binanın giriş katından çıkarak durumu üstlerime rapor etmekti. Sanki, çatı katından başlayarak her bir katı usulca, sessizce ve derinden, detaylara dikkat ederek, muhtemel tuzaklara düşmeden, yüksek bir konsantrasyonla didik didik arıyordum. Nihâyet aramamı tamamlayınca apartmanın önündeki giriş kapısından çıkıyordum.

O da ne?

Gazeteciler beni bekliyor, flaşlar patlıyor? Ve ardı ardına sorular geliyordu!

  • Apartman da “şu” veyâ “şunlar” var mıydı?
  • Sizce nasıl bir apartman? Güvenli mi? Dağınık mı? Düzenli mi?
  • Katları gezerken en çok dikkatinizi çeken şey neydi?

Sevgili öğrenciler! Sizi temin ederim ki paragraf soruları da hemen hemen aynı örüntüye sahip. Yani paragraf sorusuna başlarken ve ilk satırda ilerlerken, kendinizi bir SAT komandosu gibi paragrafın çatı katına bırakılmış gibi hayâl edin! Sonra bu apartmanın [paragrafın] her bir katını [her satırını] dikkatlice didik didik arayın. Size yabancı olan bu olay mahâllinde [soruda] saklı olan şeyleri bulmaya çalışın. Üstelik katlara [satırlara] yerleştirilmiş olan tuzaklara düşmeden [şıklardaki çeldiricilere takılmadan] operasyonu sağlıklı bir şekilde tamamlamaya çalışın. Satırlar ilerledikçe ve siz paragrafın sonuna yaklaştıkça apartmanın zemin katına yaklaştığınızı ve biraz sonra da dışarı çıkacağınızı düşünün!

Dışarı çıktığınızda ise gazeteciler [soru] sizi bekliyor.

Ne olacak dersiniz..?

Gazeteciler [soru] size muhtemelen şunu soracaktır:

  • Apartmanda [soruda] “şu, şu..” var mıydı?
  • Veyâ “Şunu, şunu..” gördünüz mü?
  • Veyâhut ta, apartmanda [soruda] en çok dikkatinizi çeken şey neydi?
  • Sizce bu apartman ve katları [paragrafın satırları] size neyi anlatıyor?
  • Katları geziyorken [satırları okuyorken] neler hissettiniz?
  • Apartman [paragraf] hakkında tam olarak ne düşünüyorsunuz?

Aynen böyle; paragraf sorularını çözerken, tıpkı bir apartmanının katlarını [sorunun satırlarını] büyük bir gizlilikle ve dikkatle keşfeden bordo bereli SAT komandoları gibi hareket ederek, dışarı çıktınızda size sorulabilecek önemli bilgileri ve bulguları derlemeye çalışarak çözün!

İşte sevgili “Genç Öğrenci Arkadaşlarım”!

Demek ki, Türkçe sorularını ve paragraf sorularını bu kompozisyon ile çözerseniz hem çalışmalarınızı zevkli hâle getirmiş olurusunuz, hem de konsantrasyonunuzu üst düzeyde tutarak sorulardaki hayâtî tuzaklara düşmeden görevinizi başarıyla tamamlamış olursunuz. Özellikle de ders çalışırken bu kurguyu hâyâl ederek sorularla boğuşmanızı ve bu duygu-durumunu niteliksel bir farkındalık düzeyi olarak özümsemenizi tavsiye ederim… (Not: Diğer Sözel derslerde de aynı teknikleri kullanabilirsiniz!)

Tabiiî ki, bu tür soru örüntülerinin dışında kalan ve daha çok LYS sınavında sorulan ve kısmen ezbere dayalı olan konular ise, genel anlamda sık sık yapılması gereken tekrarlamalarla çalışılmalıdır. Başka deyişle, yakın hafıza ile kalıcı hafıza arasındaki koordinasyona bağlı olarak, konular, sanatlar, kavramlar, akımlar, şâirler, yazarlar, edebî dönemler, eserler vb. bilgi gruplarını belirli aralıklarla tekrar ederek çalışmak gerekmektedir. Bu doğrultuda ve konularda, olabildiğince fazla soru çözmek de kolayca tekrar çalışmaları yapabilmenizi destekleyebilecektir.

Türkçe Sorularını Çözerken Dikkat Edilecek Hususlar

  • Bir Türkçe sorusu çözerken ilk önce soru cümlesini dikkatlice okumak gerekir. Bazı öğrenciler, önce paragrafı sonra onun sorusunu okurlar. Bu çok yanlış bir tutumdur. Bu aynen, alışverişe gidip de ne alacağını bilmemeye benzer. Ne alacağınızı ve markette ne arayacağınızı bilmeden dolaşmak nasıl zaman kaybı ise, yukarıdaki SAT komandosu örneğinde değindiğimiz gibi hangi cevabı aradığınızı bilmeden satırlar arasında dolaşmak da ciddi zaman kaybıdır. İsraftır!
  • Olumsuz soru köklerine dikkat edilmelidir. Öğrencilerin olumsuz soru köklerini olumlu algılamamaları için, kitapçıktaki ilgili sorularda olumsuz sözcüklerin altı çizilir. Örneğin “………….. çıkarılamaz?”, “………….değinilmemiştir?“, “………….. yoktur?” Buna rağmen yine de öğrenciler dalgınlıkla bu hatâya düşebilmektedirler. Bu bakımdan her soruya taze bir nefesle ve hafif sağa sola hareket ederek ve bedeninizi zinde tutarak başlayın.
  • Bir soru, tam olarak anlaşılmadan onun çözümüne geçilmemelidir. Gerekirse soruyu 2 kez okuyun! Aksi takdirde başa dönmek zorunda kalırsınız ki, bu da size gereksiz bir şekilde zaman kaybettirir.
  • Anlam bilgisi sorularında kesinlikle kişisel yorumlar yapılmamalıdır. Parçada verilen paralel anlam çerçevesinde, aynı anlamı seçeneklerde yakalayarak doğru şıkka ulaşın. Unutmayınız ki, soruda sizin nasıl düşündüğümüz değil; o parçada neyin anlatılıp neyin anlatılmadığı sorulmaktadır. Basit bir kural ile ifâde edecek olursak, soruyu kendi subjektif değerlerinize gore değil de; soruda verilen bilgi ve görüşlere gore cevaplandırmanız gerekmektedir.
  • Paragraf sorularının uzunluğundan dolayı çoğu öğrenci bu soruları anlayamadığını dile getirir. Bu soruların çözümünde örnekleme yoluna gitmeniz, çözümünüzü (SAT Komandosu örneğinde olduğu gibi) günlük olaylarla ilişkilendirmeniz gerekmektedir. Yani konuyu somutlaştırmak, soruyu anlamanızı oldukça kolaylaştıracaktır.
  • Soruların okunmasında dudaklar değil, gözler çalışmalıdır. Dudakla okumak yavaş, gözle okumak ise çok daha hızlıdır. Zihnimiz çok hızlı çalıştığından ne kadar hızlı okursak cümleler arasındaki anlam ilişkisi o kadar daha kolay anlaşılır. Anlamak için okuma, gözle beyin arasında olmalıdır. Paragrafın ilk ve son cümleleri okunarak paragraf anlaşılmaz. Bazı öğrenciler bu yöntemi dener. Bu yöntem de sizi çoğukez yanlışa götürebilir.
  • Anlam bilgisi sorularını yanıtlamakta ilk başlarda yavaş olabilirsiniz. Bu gayet normaldir. Ama soruların üstüne kararlılıkla giderseniz zamanla istenilen seviye ve hıza ulaşırsınız. Bu yeterlilik de, düzenli kitap okumakla ve anlam konularıyla ilgili çok fazla soru çözmekle elde edilebilir.
  • Dilbilgisi sorularının çözümünde ise, bilgi birikiminizin iyi olması gerekir. Anlam bilgisi sorularını, entelektüel yönü olan çoğu kişi yapar; ama dilbilgisi soruları bilgi gerektirdiğinden bu soruları herkes rahatlıkla çözemez. Dolayısıyla bu sorular, daha çok seçici özelliğe sahiptir, denilebilir. Türkçe testinde asıl elemeyi de bu sorular yapmaktadır. Dilbilgisinden her yıl, cümlenin öğeleri, sözcük türleri, sözcük yapısı, noktalama, yazım kuralları ve anlatım bozukluğuyla ilgili belirli sayıda soru gelmektedir. Bu nedenle, bu konulara çok iyi çalışılmalıdır. Ayrıca, Dilbilgisi sorularının çözümünde eleme usulünün kullanılması da yararlı olacaktır.
  • Ve son olarak şunu ifâde etmek isteriz ki; doğruluğundan emin olmadığınız hiçbir soruyu da yanıtlamayınız. Eğer 2 şıkka indirdiyseniz yeniden düşünerek içgörünüzle ve kendinizi ikna ederek bir tanesini seçin. Eğer hâlen karar veremiyorsanız, yolunuza devam edin ve sınav sonunda tekrar bakmak üzere bu soruya ‘işaret’ koyarak sonraki soruya geçin!

MATEMATİK

Matematik Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

Sevgili Gençler! Büyük bir merakla bu makaleyi okumaya başladığınızı görüyor gibiyim. Bildiğiniz gibi Matematik dersi, her zaman için diğer derslerden daha zor kabul edilmekte ve birçok öğrenciyi bu anlamda zorlamaktadır. Yeni sınav sistemine bakıldığında, özellikleÖSYS’nin  Matematik bölümündeki sorularının tüm YGS puanlarına ve LYSalan puanlarına (MF, TM, TS) çok önemli bir katkıda bulunduğunu pekâlâ görebiliyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken husus, YGS sınavındaki Matematik soruları, hem YGSpuanlarını belirlemekte, hem de LYS puanlarını +/-%15 oranında artırmakta ve de desteklemektedir. Başka deyişle, YGS sınavındaki Matematik netlerimiz, hemYGSpuanlarımıza hem de LYS puanlarımıza eklenmektedir.

LYS sınavında çözeceğiniz Matematik soruları ise, sadece LYS puanlarınıza eklenecektir. Bu bakımdan LYSsınavındaki Matematik testinin özellikle Sayısal ve Eşit-Ağırlık öğrencileri için çok büyük bir öneme sahip olduğunu ayrıca belirtmek durumundayız. Bu bakımdan denilebilir ki, ÖSYS sınavlarının her iki ayağında (YGS &LYS) Matematik testinin son derece önemli bir katkıya sahip olduğunu yineleyerek ifade etmek durumundayız.
YGS’de Temel Matematik Testinde 40 soru, LYS’de Matematik-2 Testinde (Geometri dahil)ise 50 soru sorulmaktadır. YGS’de “SBS konularına yaslanan ve Lise 1. Sınıf konularından oluşan temel konular ağırlık kazanmaktayken, LYS’de ise Lise 2., Lise 3. ve Lise 4. Sınıf konuları sorgulanmaktadır.

SBS’de ise, 7. Sınıfta 18, 8. Sınıfta ise 20 Matematik sorusu ise aynı şekilde temel konulara odaklanmış durumdadır. Elbette ki, bu kadar önemli olan bir derse nasıl çalışacağımıza ilişkin birçok teknik bulunmaktadır. Örneğin, Not Alarak Çalışma, Yineleme Alıştırmaları(Egzersizleri), Anlamlandırma ve Modellendirme Teknikleri, Örgütleme ve Sonuçlandırma Teknikleri, Bilgileri Şemalandırma (Çizelgeleştirme) Teknikleri, Duygusal Özerlik ve Güvenlik Alanı Oluşturma (Önyargılardan Uzaklaşma) Teknikleri, Hatâlar Üzerinden Sağlama Yapmak: Tümevarım-Tümdengelim Teknikleri gibi…
Ancak biz burada sadece, bu teknikler arasından pedagojik olarak çok önemli olduğunu düşündüğümüz “Not Alarak Çalışmak” tekniği üzerinde duracağız. Fakat bu tekniği tüm detaylarıyla anlatmadan önce, bir anlaşma yapmamız gerekiyor.

Anlaşmamız şu: Bu tekniği harfiyen uygulayacak ve bu konuda ısrarcı olacaksınız. Ancak o zaman başarıyı yakalayacağınızı temin edebiliriz. Evet, dilerseniz sözü fazla uzatmadan, şimdi de işbu tekniği tüm yönleriyle ele almaya çalışalım.

Öğretmenlerinizi dinlerken düzenli notlar tutunuz.

Bildiğiniz gibi Matematik dersi,

  • Sözel bir ders olmayıp, işlem gücü ve yetisi gerektiren bir ders olduğu için,
  • Ayrıca sözel dersler gibi ezbere dayalı olarak kavran(a)mayacağı için,
  • Öte yandan kelimelerin değil de, sayıların işletim sistemini kullandığı için,
  • Belirgin bir mantık silsilesine ve işlem sırasına sahip olduğu için,
  • Sonuçlarının kesin olup ve soru gövdesiyle sağlama yapılabilmesine imkân tanıdığı için,
  • Her şıkkın eşit oranda doğru olma şansına sâhip olduğu ve hemen her şıkkın çeldirici olabildiği bir ders olduğu için,
  • Bu nednele cevapları 2 şıkka indirerek, yarıyarıya şansınızı kulanmaya çok da imkân tanımayan bir ders olduğu için,
  • Zamanı kullanma konusunda en öğütücü ve zaman alıcı bir ders olduğu için,
  • Sözel dersler gibi tek başına (veyâ kendi başınıza) çalışılarak öğrenilemeyecek bir ders olduğu için,
  • Öğrenmesi uzun zaman alabilen, ancak tekrâr etmesi daha kolay olan ve de kısa süren bir ders olduğu için,
  • Hemen hemen bütün soru kalıplarını ve kiplerini tanımanızı zorunlu kılan ve bütün soru kalıplarına karşı genel bir bağışıklık ve yeterlilik kazanmamızı zorunlu kılan bir ders olduğu için,
  • Ve bu nedenle en fazla sayıda ve çeşitte soru çözülmesi gereken bir ders olduğu için,

Matematik dersini, mutlaka ders ortamında dinliyorken kavramaya çalışmalı, dersi dinlerken ve çalışırken de mutlaka not almalı, böylece soruların ve de konunun uzayına çepeçevre kuşatıcı bir markaj uygulamalıdır. Sözel bir dersi, yeniden okuyarak tekrar edebilirsiniz, ancak Matematik dersini kesinlikle okuyarak veyâ bakarak kavrayamazsınız / tekrar edemezsiniz [çalışmamalısınız].
Bu nedenle ilk kuralımızı şimdiden söylemek isterim: “Matematik, bakarak değil; yazarak çalışılan bir derstir.” 

 
İşte bu nedenle Matematik dersinde not almak çok önemlidir. Çünkü aldığınız notlar sizin anlama ve kavrama yüzdenizi de belgeleyeceği için, notlarınızdaki eksiklikleri gidermek için yaptığınız ek çalışmalarla konunun tamamını marke edebilmek gibi bir imkâna da sahip olursunuz. Yâni, elinizde ders notlarınız olmadan özel ders bile alsanız, nereyi anlamadığınızı dahi ifade edemezsiniz. Veyâ size özel ders veren öğretmen bile nerede eksik kaldığınızı tespit edemez.

Demek ki aldığınız notlar size konuyu kavramada rehberlik ederler. Ayrıca ders notlarınız yalnızca size ait kısaltmaları da içerebileceği için soru çözümlerinde, böylece kendinize özel bir alfabe de icat etmiş olursunuz. Bu alfabe sayesinde giderek pratiklik, hız ve dolaysıyla da zaman kazanırsınız.
Örneğin, yeri gelmişken bu konuda kendi öğrencilik yıllarımdan örnek vermek istiyorum: Öğrencilik günlerimde hem çalışıp hem de okumak zorunda kaldığım için doğal olarak çoğu kez derslere giremiyordum. Daha sonra öğrenci yurtlarına giderek derslere giren arkadaşlardan fotokopi dileniyorduk tabiî.. Neyse binbir güçlükle fotokopilere ulaşsam da, eve gelip çalışmaya başlar başlamaz çok geçmeden tüm isteğimi yitiriyordum. Çünkü notları tutan arkadaşın notları ve kısaltmaları, doğal olarak bana farklı ve anlaşılmaz geliyordu.

Arkadaşın notlarının kısaltmalarını anlayabilmek, elyazı karakterini çözebilmek ve nasıl süzgeçleme ile özet çıkarabildiğini anlamak saatlerce zamanımı alıyordu. Hâlbuki bu notlar, kendi notlarım olsaydı sadece notlara göz gezdirmem ve örnekler üzerinde durarak benzer ve türdeş soruları yazarak çözmem pek tabiî ki yeterli olabilecekti!

Tam olarak söylemek istediğim bu arkadaşlar: Mutlaka öğretmeninizi dinlerken not alın. Çünkü bu alışkanlığın ve aldığınız notların size şu faydaları olacaktır.

  • Notlarınızı eksiksiz alırsanız, yazarı kendinizin olduğu ve gerek duyduğunuzda çok kolay bir şekilde tekrar yapabileceğiniz bir ek kaynak elde etmiş olursunuz.
  • Notlarınızdaki mantıksallaştırma ve oluşturduğunuz özgün alfabe, tarz ya da kısaltmalar, size özgü olacağı için konuları tekrar gözden geçirme çalışmalarınız çok daha verimli ve pratik olacaktır. Aynı şekilde daha az zaman alacaktır. Böylece, benim gibi şifre çözmekle (dekoderlik yapmakla) uğraşmak zorunda kalmazsınız, değil mi?
  • Ayrıca, not alırken hem görsel, dokunsal ve işitsel, hem de bilişsel ve psiko-motor faaliyetlerinizi ve potansiyellerinizi kullandığınız için, bilgileriniz görsel zekânız yanında diğer psiko-biyolojik bileşenlerle irtibatlandırılarak, bu sâyede kalıcı hafızaya aktarılır ve böylece derinlemesine bir öğrenme süreci yaşantılamış / deneyimlemiş olursunuz.
  • Not alarak çalışmak veyâ dersi not alarak dinlemek; size, ayrıca okuyarak ve anlayarak not alma, hızlı yazarak, çözerek ve anlayarak işlem becerisi kazanma imkânı da sağlar. Bu ustalaşma,  sonuç olarak sınav ânında size ilâve bir zaman kazandıracağı için, çok önemli bir teknik ve de bilişsel bir beceri olarak kabul edilmelidir.

Çünkü YGS-LYS-SBS gibi sınavlar, belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olan süreli sınavlardır. Bu sınavlara hazırlanıyorkenki çalışmalarınızda, yazarak ve not alarak işlem gücünüzü geliştirdiğiniz oranda kazanacak olduğunuz serilik ve pratiklikle, hızınıza bağlı olarak kendinize ilâveten en az 5 dakikalık ek bir süre kazandırabilirsiniz. Bu ek sürede, ilâveten 2 soru daha çözdüğünüzü ve böylece +1,5-2 puan kazandığınızı varsayarsak, bu ek puan ile de en az 10.000 kişiyi geride bırakmış olursunuz.

Bu bakımdan, bu sınavların bilgi ve işlem yeteneğini ölçtüğü kadar; hızlı düşünme, pratik karar verebilme ve risk alabilme potansiyelini de ölçen sınavlar olduğu aslâ hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu nedenle, bu sınavlardaki işlem becerisinin, hız ve tekniğin ya da pratikliğin, ancak-ve-ancak not alarak çalışma alışkanlığı ile kazanılabileceğini aslâ unutulmamalıdır.

Demek ki; okuldan veyâ dershaneden sonra eve gittiğinizde defterinizdeki notları temize çekerek veyâ tekrar yazarak çalışmalısınız. Diğer taraftan konuyu anlamadan da asla soru bankası düzeyindeki konuyla ilgili size daha zor gelebilecek sorulara geçmemelisiniz. Çünkü bunu yaptığınızda, yani o soruları çözemediğinizde, başarısızlık ve yetersizlik duygularıyla birlikte, istenmedik bir şekilde baştan o derse veyâ konuya ilişkin duraksatıcı bir önyargı geliştirebilirsiniz. Bu kez de, bu olumsuz inançları ve önyargıları yıkmak için daha çok enerjiye ve odaklanmaya ihtiyaç duymak zorunda kalabilirsiniz. Bu ise hem zaman israfı, hem de enerji ve de sinerji israfı olacaktır.

Bu nedenle konuyu anladığınıza inandığınızda, önce çözümlü sorulardan, daha sonra da benzer örnek ve türdeş sorulardan hareket ederek, en son aşamada ise test sorularından çözümlemeler yapıp bilgilerinizi pekiştirmeye çalışın. Bu aşamadan sonra, konuyla ilgili son yıllarda gerçek sınavlarda çıkmış olan sorulara da göz atarak, böylece konunun beklediğiniz ya da çekindiğiniz gibi çok da baş döndürücü olmadığı gerçeğini bizzat tecrübe edin. Sonra da soru çözümlerinizi daha derinlikli ve nitelikli hâle getirmek için, aşağıdaki basamakları takip edin:

  • Soru çözerken problemlerde verilenleri ve istenenleri düzenli olarak bir kenara yazmayı ya da not etmeyi unutmayınız.
  • Soru çözerken sizi sonuca götürecek ipuçlarını belirleyin.
  • Verilenleri işlem sırasına göre uygulayın.
  • Mantıksal silsile ile cevaba ulaşmaya ulaşın. Çünkü bu mantık ve işlem silsilesi, daha sonra cevabınızı kontrol ederken veyâ cevabın sağlamasını yaparken oldukça işinize yarayacaktır.
  • Sonucu bulun ve (vaktiniz varsa) sağlamasını yapın.
  • Unutmayın! Matematik dersini öğrenmek, bisiklete binmeyi öğrenmek gibidir. Yâni Matematik dersi de, aynen bisiklete binmek gibi, yaparak, deneyerek ve yaşayarak, yâni düşerek ve kalkarak öğrenilir. Bu nedenle bol bol işlem yapın, eksiklerinizi tespit edin ve ek kaynaklarla ya da etütlerle eksiklerinizi giderme yollarını araştırın.
  • Ayrıca; zaman zaman başarısız olduğunuzda bile kendinizi motive etmelisiniz ve “Her başarısızlık bir sonraki başarının ilk adımıdır. Eksikliğin ve nerede hatâ yapıldığının böylece farkında olmaktır. Gelecek denemede bu hatâyı yapmadan tekrar denemeliyim” sözünü kendinize rehber edinmelisiniz. Daha doğrusu başarısızlıklarınızı yeni bir öğrenme deneyimine dönüştürebilecek şekilde elinize geçmiş eşsiz fırsatlar olarak görmelisiniz.

Bu anlamda, başarısızlığınızı genellemeden, soyut ve olumsuz inançlara dönüştürmekten kaçınarak, mutlâkã özelleştirerek somutlaştırın: Yâni, “Matematik dersini başaramıyorum, olmuyor işte…!” gibi cümleleri aslâ kurmayın ve sakın kendinizi ya da iç motivasyonunuzu bu koordinatlara sabitlemeyin.

Başarısızlıklarınızı özelleştirin ve de somutlaştırarak sınırlayın” derken şunu kastediyoruz: “Matematik dersinde giderek artan bir performansım var. Ancak, Denklemler konusunun, soru bankasındaki 2 bilinmeyenli denklemler konusunda, denklemi kurmakta ve bilinmeyenlere (+) veyâ (-) değerler vermekte hatâlar yapıyorum. Bu konuda çözülmüş olan soruları tekrar yazarak kolaydan zora doğru çözmem ve böylece nitelikli ve derinlikli bir tekrar yapmam gerekiyor..” çerçevesinde iç konuşmalar yaparak yeniden kendinize deneme fırsatı tanımalı ve öğrenme sürecinizi yeni bir milatla başlatarak o konudaki genel bağışıklığınızı artırmalısınız. Böylece eksikliklerinizi telafi etmenin gayreti içersinde olmalısınız.

Evet toparlamak gerekirse, demek ki öğrenmenin ilk adımı, kişinin neyi bilmediğini fark etmesidir. Öyleyse öncelikli olarak Matematik dersi bakımından kendinizin hangi durumda olduğunu belirlemelisiniz. Bunun için size, faydalı olacağına bazı ölçütler verebiliriz:

a) “İşlem kabiliyetim az ve konuları anlayamıyorum” diyenlere ilk tavsiyemiz temel konuları çalışmalarıdır. Bu konular, Rasyonel Sayılar, Sayılar ve İşlemler, Üslü ve Köklü İfadeler, Çarpanlara Ayırma ve Özdeşlikler ya da Denklemler’dir. Bu konular Matematiğin alfabesi başka deyişle ABC’sidir. Matematiğin bu şekilde temel alfabesi ve grameri özümsendiğinde işlem kapasitenizin artacağını ve rahatlıkla alternatif çözüm yolları üretmeye başlayacağınızı siz de görebilirsiniz.

b) “İşlem kabiliyetim iyi; fakat konulara yabancıyım.” diyen öğrencilerimize ilk tavsiyemiz bilgi eksiği olan konuların tam olarak tespit edilmesi ve de öğrenilmesidir. İzlenmesi gereken yol, bu konulardan kaynak taramaları yaparak konuyla ilgili bilgi ve deneyimlerinizi artırmak ve de teknikalitenizi geliştirmektir. Unutmayın, işlem kabiliyetinizin iyi olması, matematik konularını derinlemesine öğrenebileceğinizi de gösterir. Size düşen görev, bu kãbiliyeti ve donanımı daha da geliştirmek, konuların kendine has formül ve özelliklerini kavramak ve böylece işlem akışını işlevsel hâle getirmektir.

c) “Konuları anlıyorum; fakat işlem kabiliyetim az.” şeklinde durumunu tarif eden öğrencilerimize ilk tavsiyemiz ise bol bol soru çözmeleridir. Bu soru çözümlerini yapıyorken uygulamanız gereken “Özel Ders Çalışma Programı” ayrıca size sunulmuştur

d) “İşlem kabiliyetim iyi, hem de konuları biliyorum; fakat çok yanlış yapıyorum.”biçiminde yakınan öğrencilerimize ilk tavsiyemiz ise soruları dikkatli çözmeleridir. Nefes egzersizleri yapmaları, kendilerini dinlendirmeyi öğrenmeleri, uyku düzenlerini gözden geçirmeleri, meyve ve sebze yiyerek bol bol su içmeleri, böylece sindirim, dolaşım ve boşaltım sistemlerini yoğunluklu çalıştırarak kanlarında biriken stresör biyokimyasalların dışarı atılmasını sağlamaları, hatâlı çözülen soruları, Bilgi Eksikliği (BE)veyâ Dikkat Eksikliği (DE) diye kodlayarak yeniden gözden geçirmeleri, hafızayı ve dikkati güçlendiren Lesitin, Arı Sütü, B vitamini ve türevleri, Fosfor ve Omega gibi gıdaların yoğunluklu olduğu besinlere yönelmeleridir.

Kaldı ki, işlem kabiliyetiniz iyi ve konuları derinlemesine biliyorsanız Matematikle ilgili sorununuz büyük ölçüde çözülmüş demektir. Tek yapmanız gereken, özgüveninizi besleyecek aktivitelere yönelmek, sorulara karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirmek, işlem becerinizi geliştirmek ve farklı kaynaklardan çalışarak, farklı soru tiplemelerine karşı tanışıklık ve de aşinâlık kazanmaktır. Özetle, ne tür soru gelirse gelsin; kendi kavramsal uzayınızda ona karşı çözüm girişimleri ya da başa çıkma stratejileri kazanabileceğiniz idmanlar (etütler, birebir dersler ve ek deneme sınavları) yapmanız gerekmektedir.

Unutmayın! Yanlış yapmamanın veyâ az yanlış yapmanın en güzel yolu bol bol soru çözmektir. Ancak, bu çalışmalar yapıldıktan sonra yanlış çözülen soruların kritiği mutlâkã yapılmalı, hatâlar ve eksiklikler giderilmeli ve böylece de bilgi dağarcığımızda o konuya ilişkin gerekli pansumanlar ve de restorasyonlar gerçekleştirilmelidir.
Özetle, anlaşılamayan konular tespit edilmeli, değerlendirilmeli, daha çok nerelerde hatâlar yapıldığı belirlenmeli, bu eksiklikler çalışarak giderilmeli, zaman kaybetmeden hatâlar tamir edilmeli ya da giderilmeli; ancak bazı konular bu şekilde çalışarak giderilemeyecek cinstense, özel etüt ya da birebir özel ders alınarak en baştan [yeniden] başlanmalıdır.

Tekrar edilerek, böylece sıkı bir markaja alınan konular, rahatça derinlemesine kavranabilir, sonuç olarak “derinlikli” ve “nitelikli” bir çalışma etkinliği de hayata geçirilmiş olur.

YABANCI DİL

Yabancı Dil Dersine Nasıl Çalışmalıyız?

İngilizceyi (veya alternatif bir yabancı dili) öğrenme konusunda hemen herkesin farklı amaçları ve yetenekleri olduğu herkesçe kabul edilen bir olgudur. Bu tıpkı farklı ortamlarda giymek için bir kıyafet almak ya da diktirmeye benzer: Ya konfeksiyon mağazalarına giderek size uyan yeni bir modeli alırsınız ya da bir terzi seçip istediğiniz modeli kendinize uygun bir şekilde diktirerek giyersiniz. Yabancı dil dersine çalışmak da aynı şekilde belli bir modeli takip ederek ya da kendi tarzınıza göre bir model oluşturarak, dilediğiniz şekillerde olabilir. Tek şartı var ki, o da yoğunlaşmak…! Yâni yabancı dile nasıl bir teknikle çalıştığınızdan çok daha önemli olan husus, bu derse tutku derecesinde yoğunlaşıp yoğunlaşmadığınızdır.

Örneğin, ‘Gramer Çalışmak’ da, bu modellerden bir tanesidir.

Elbette ki dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerinin geliştirilmesi gereken dil öğreniminde gramer çalışmak tek başına yeterli olmayacaktır. Ancak şu an yükümlü olduğunuz sınavın formatı ve sizden beklenen performans gramer ağırlıklı bir çalışmayı gerektirdiği için çalışmalarınızı bu yöne kaydırmanızda herhangi bir sakınca yoktur.

Denilebilir ki, ‘Gramer’ yani ‘Dil Bilgisi’ dilin bel kemiğidir. Bununla birlikte gramer, gerek iletişim için öncelik taşımada gerekse sınavlarda kesinlikle olmaktadır. Bu nedenle çoğuzaman gramer çalışmak öncelikli bir hâle gelebilir.

Pekâlâ, bu veyâ benzeri durumda nasıl bir çalışma yöntemi izlenebilir?

Öncelikle verilen konuyu çalışma ortamında iyice anlamak gerekir. Detaylara hâkim olmak gerekli olmakla beraber, her detaya takılmak da zaman öldürücü ve yorucudur. Dil bilgisi kurallarını matematiksel formüller gibi algılamak ve ezberlemek yerine, bu kuralların mantığını ve doğasını kavramak çok daha sağlıklı bir yöneliş olacaktır. Kavramanız gereken şeyler, o konunun içeriğine göre önemlidir ya da değildir. Kuralları dilin tamamına genellemek yanıltıcı olabilir. Dolaysıyla dilbilgisindeki kurallar kadar bağlam, kelimelerin yan anlamı, cümle yapısı, konuşulan ortam, imâlar, kasıtlar, göndermeler ve hikâye edişler gibi birçok bağlama da dikkat etmek gerekmektedir.

Bu nedenle, Öğrenme gerçekleşirken alıştırma yapılması her konuda olduğu gibi dil öğreniminde de bilginin yerleşmesini ve işlevselleşmesini sağlar. Alıştırmalar yapılırken yapacağınız hatâlar da öğrenmede çok önemli bir rol oynar. Ne kadar çok kullanım hatâsı yapılırsa, bu hatâların farkedilme ve düzeltilme olasılığı o kadar daha artar. Bu yüzden kısa aralıklarla düzenli tekrarlar ve alıştırmalar yapmak çok önemlidir. Bu kişiden kişiye değişir ancak böyle bir durumda yazarak ya da sesinizi teybe kaydedip hatâ ve eksiklerinizi görerek düzeltmek, hem eğlendirici, hem kalıcı hem de zaman kazandırıcı bir öğrenme süreci olarak size yardımcı olabilecektir.

İngilizceyi öğrenmek için sistemli bir çalışma şeklinin benimsenmesi gerektiğine dikkat çeken uzmanlar “Yabancı Dil sistemli bir çalışma gerektirir ve bu çalışma ihmal edildiğinde elde edilen kazanımların kaybedilmesi kaçınılmaz olur. İngilizce, günlük hayatta sürekli olarak kullanıldığında, anadili İngilizce olan kişilerle konuşulduğunda, İngilizce kitaplar okunduğunda veya İngilizce televizyon programları veya filmler izlendiğinde canlı kalır.”şeklinde açıklamalarda bulunuyorlar.

Öğrenilmesi ciddi bir çaba gerektiren ancak kolay unutulan Yabancı Dil Bilgisinin canlı tutulabilmesi için neler yapılabileceğini anlatan uzamanlar “İngilizce dersine başlamadan önce mutlaka o ünite içerisindeki kelimeleri kendi başımıza sözlük kullanarak öğrenmeye çalışmalıyız. Öğrendiğimiz kelimeleri bir deftere not edip bunları sık aralıklarla tekrar etmeliyiz. Örneğin bu tekrar etme işini, arkadaşlarımızla bir oyun haline getirebiliriz. Ayrıca, İngilizce olarak seviyesi, bireyin yaşına ve dil kullanma becerisine göre uygun hikâye kitapları okunmalıdır. Bu hikâye kitapları aynı zamanda sizin okuma becerinizi de geliştirecektir.” görüşündedirler.

Hakkımızda

Özel Bursa Akşam Lisesi adını alan kurumumuzda eğitim öğretim faaliyetlerini Özel Bursa Meltem Koleji bünyesinde aralıksız devam etmektedir.

Eğitim öğretimin ülkemizin ve gençlerimizin geleceği için ne kadar önemli olduğunun farkında olan kurumumuz özellikle eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalan gençlerimize ve ilerlemiş yaşta olmasına rağmen okumak isteyen herkese kapılarını açmıştır.

Akşam Liselerinin gelecekte kazanacağı önemi önceden gören kurumumuz 2009-2010 eğitim öğretim yılında  Özel Bursa Akşam Lisesini faaliyete geçirmiştir.

Akşam Liselerinin statülerinin elinden alınmasına rağmen mevcut öğrencilerine verdiği sözü tutan kurumumuz onların geleceği için çalışmalarını sürdürmüş, bir çok öğrencimizin üniversiteye yerleşmesini sağlamıştır.

M.E.B bünyesinde yapılan  sınavlarda öğrencilerimizin %100 başarı göstermesi yaptığımız işi ciddiye aldığımızı ve gençlerimize faydalı olduğumuzu göstermiş ve bunun sevincini her daim yaşamaktayız.

Okulumuzun amacı kaliteli bir eğitim ve öğretimin yanında, mezunlarına Üniversiteye giriş, daha iyi iş bulma, iş ve sosyal çevre statüsü, memurlara derece imkanı ve bunun gibi fırsatlar sağlamaktır.

Hedefimiz iyi bir eğitim-öğretim vererek Ortaöğretim Mezunu olmanıza yardımcı olmak veya üniversite sınavlarında başarı göstererek Yüksek Öğrenim hayallerinizi gerçekleştirmektir.

Bu amaç doğrultusunda yalnız başarısını kanıtlamış öğrencilere yoğunlaşmak değil, tüm öğrencilerin başarı oranını yükseltme gayreti içinde kaliteli eğitim ve öğretim vermekteyiz.

Okulumuzdan mezun olanlara M.E.B. onaylı Genel Lise Diploması verilmektedir.